|
V- Haberleşmenin gizliliğini ihlâl
MADDE 132-fıkra 4: Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yanı konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır.
Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür.
YORUM:
Maddenin dördüncü fıkrası suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halini düzenlemiştir. Buna göre; kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması durumunda 132nci maddenin (1), (2) ve (3) üncü fıkralarındaki temel cezalar yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın ilk cümlesi ile üçüncü fıkradaki cezalar seçimlik ceza, birinci fıkranın ikinci cümlesi ile ikinci fıkradaki cezalar ise hapis cezasıdır.
Haberleşmenin gizliliğinin basın yoluyla ihlali iki kişi arasındaki haberleşmenin içeriğini yayınlamaktır. Cezası altı aydan iki yıla kadar hapis, ayrıca para cezasıdır. Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki mektup, telefon, e-posta gibi haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Cezası altı aydan iki yıla kadar hapistir.
Haberleşme içeriklerinin örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde suçun nitelikli hâli gerçekleşmektedir. Cezası ise bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde haberleşmenin öğrenilmesi veya kayda alınması hukuka uygun olduğundan suç sayılmayacaktır.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suçtur. Cezası yine bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması suç değildir.
Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır. Herhangi bir kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini, diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmesi de ayrıca suç olarak tanımlanmıştır. Örneğin birisine gönderilen mektubun, herhangi bir mesajın gönderen kişinin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde söz konusu suç oluşacaktır. Cezası altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır. Ayrıca kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması durumunda ceza yarı oranda artırılacaktır. (Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis cezası)
Bu madde kanımızca gazetecilerin çalışmalarını ve habere ulaşma hakkını büyük ölçüde kısıtlanmaktadır.Çünkü bir suç veya yolsuzluğun ile ilgili araştırma yapılması, topluma kaşı zararlı eylem içinde olanların araştırılarak yayınlanması, toplumun güvenliğinin veya sağlığının korunması veya ilgili kişinin sözleri yahut eylemleri sonucu halkın kandırılmasının, yanılmasının engellenmesi durumuyla karşılaşan ve araştırma yapan veya bu durumları engellemek için çaba gösteren yazılı, görsel ve işitsel basın ceza tehdidi ile karşı karşıyadır.
VI- Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
MADDE 133- fıkra 1: Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
fıkra 3: Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.
Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.
Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir dinleme aletiyle izlenmesi veya kayda alınması ile oluşur. Söz konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır. Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
YORUM:
Özellikle maddenin 2inci fıkrası Ceza Kanunlarının temel ilkesi olan yasallık ilkesine aykırıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesine göre (1), (2) ve (3) üncü fıkralarda özellikleri zikredilen konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması halinde ilk üç fıkraya göre tayin edilecek temel cezalar üçte bir oranında artırılacaktır. İkinci fıkradaki ceza seçimlik, ilk fıkradaki ceza hapis, üçüncü fıkranın ilk cümlesindeki ceza ise hapisle birlikte adli para cezasıdır.
Kanuna göre "Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" suçtur (Madde 133).
Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların bir dinleme aletiyle dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır. Konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Cezası iki aydan altı aya kadar hapistir.
Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması da suçtur. Cezası altı ay hapis ve adli para cezasıdır.
Bu suçları işleyerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek suçtur. Cezası altı aydan iki yıla kadar hapistir.
Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, halinde verilecek ceza üçte bir oranında artırılacaktır. ( Dört aydan dört yıla kadar hapis)
Bu madde özellikle panel, söyleşi, konferans veya tartışmalı toplantıları izleyen gazeteciler için sorun yaratacak nitelikte bir düzenlemedir. Gazeteci için bazen "kişiler arasında aleni olmayan konuşmaların" örneğin bir yolsuzluk bilgisinin kişiler arasındaki "aleni" olmayan konuşma biçimine gazeteci bir şekilde ulaşır veya elde ederse ve bu ulaşılan konuşmadaki bilgi kamuoyunu ilgilendiren haber niteliğinde olsa bile, yayını suç kabul edilebilecektir.
Bundan böyle özellikle gazeteciler haber kaynakları ile telefonda veya yüz yüze görüşürken " görüşmelerimizi kayda alınıyor, bu kayda alınmaya ve bu kaydın yayınlamasına izniniz var mı diye sormak durumundadırlar. Aksi takdirde konuşmalar yayınlandığında konuşmanın yapıldığı kişi benim bu konuşmam izinsiz olarak kayda alınmış veya izinsiz olarak yayınlandı diyerek o gazeteci veya televizyoncunun ceza almasına neden olabilir.
VII- Özel hayatın gizliliğini ihlâl
MADDE 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile
cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin
basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında, metninde özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına girerek
veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi
cezalandırılmaktadır.
İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi
veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak
tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler, örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi,
birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş olan bu ses veya
görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı
olması gerekir. Bu bakımdan özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve
dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru
olarak kabul edilmiştir.
YORUM:
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesine göre; birinci fıkra ile ikinci fıkranın birinci cümlesinde zikredildiği şekilde kişinin özel hayatın gizliliğinin ihlali sonucu elde edilen görüntülerin basın ve yayın yoluyla ifşa edilmesi durumunda öngörülen temel cezalar yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın ilk cümlesinde ceza seçimlik olmasına karşın aynı fıkranın ikinci cümlesindeki ceza miktarı bir yıldan aşağı olmamak üzere hapistir. Dolayısıyla ikinci cümlede seçimlik ceza söz konusu değildir. Keza ikinci fıkranın ilk cümlesindeki
ceza da seçimlik olmayıp bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır.
Özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç tanımlanmıştır (Madde 134). Gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır. Ceza en az bir yıl hapis olmak üzere, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır.
Bu şekilde elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır. Kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak sayılmıştır. Bu ifşanın hukuka aykırı
olması gerekir.
Kişilik haklarının korunmasında ve özel yaşama saygı gösterilmesinde aranan hukuki kriterler hem Anayasada, yasalarda ve hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8inci maddesinde açıkça gösterilmiştir. Buradaki suç "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçudur.
İfşanın basın yayın yoluyla yapılması sadece cezanın artırım nedenidir. Bu noktada "özel yaşamın ihlali" ve "gizli kamera" gibi konularda sorunlar yaşanabilir. Örneğin, eğer gazeteci herhangi bir yolsuzluk olayının ortaya çıkarılması veya büyük bir suçun önlenmesi veya genel sağlığın korunmasında gerekli tedbirlerin alınması ile kamuoyunu bilgilendirerek uyarmak amacıyla haber yapabilmek için peşinde koştuğu bilgileri ancak "özel yaşamı ihlal ederek" elde edebiliyorsa, hakkında açması kaçınılmaz görünmektedir. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları başlığı altında
düzenlenen "özel hayat" bölümündeki asıl olanın kamu yararı olduğu ve özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği durumlarda daha özenli davranılması gereklidir. Bu nedenle maddenin düzenlenmesinde gazetecilerin konumları açıklığa kavuşturulabilirdi.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Bu madde hükmü ile, hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak, veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
YORUM;
Bu madde her ne kadar Basın çalışanları ile ilgili görünmüyorsa da, basın çalışanları tarafından bu suçun işlenmesi mümkündür. Bu madde 135. madde ile birlikte değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır. Özel hayatın gizliliğine ilişkin değerlendirmede özel bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.Kişinin özel hayatı korunmak istenmiştir.
Nitelikli dolandırıcılık
MADDE 158. - (1) Dolandırıcılık suçunun;
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
GEREKÇE:
Madde metninde, dolandırıcılık suçunun temel şekline göre cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsurları belirlenmiştir.
Maddenin 1. fıkrasının g bendinde dolandırıcılık suçunun, basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi, bu suç açısından bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir.
YORUM:
Kanunun 157 inci maddesinde düzenlenen "dolandırıcılık" suçundan sonra gelen Madde 158 (g) bendinde "dolandırıcılık suçunun;
"basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle" işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.
"Nitelikli dolandırıcılık" suçu basın yayın yoluyla yapılması halinde ağırlaştırılmış suç olarak kabul edilmiştir. Gazeteci, televizyoncu,..v.s kimlikleri altında kaydedilmiş görüntü ve sesleri kullanarak maddi çıkar temini (şantaj aracı olarak kullanmak) gibi benzer örnekler geçmişte yaşandığı herkesin bildiği bir durumdur. Özellikle seçim zamanlarını , kampanyaları fırsat olarak değerlendiren ve sadece seçim ilanları yayınlamak amacıyla, birkaç haftalığına çıkartılıp sonra kaybolan ilan gazeteleri de bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
XIII- Ortak hüküm
MADDE 218- (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın yayın yolu ile işlenmesi, bu suçlar açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.
YORUM:
Yukarıda 213, 214, 215, 216 ve 217nci maddeler altındaki kısa açıklamalarda da zikredildiği üzere bu maddelerdeki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde verilecek temel cezaların yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Kanunun "Topluma Karşı Suçlar" başlığı altında yer alan "Kamu Barışına Karşı Suçlar" bölümünde sayılan bazı suçlar vardır. Bu suçlar için "ortak hüküm" vardır.
Ortak hüküm basın yayın filleri ile ilgilidir. Kanun Madde 218'e göre aşağıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılacaktır. Sayılan suçların basın yayın yolu ile işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.
Bu suçlar sırasıyla şunlardır:
1.Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit(Md 213)
2.Suç işlemeye tahrik ( Madde 214)
3.Suçu ve suçluyu övme (Madde 215)
4.Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (Madde 216)
5.Kanunlara uymamaya tahrik (Madde 217)
Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla, hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi 213 üncü maddeye göre iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile fiil basın yayın yoluyla işlenirse dört yıldan altı yıla kadar cezalandırılacaktır.
214 üncü maddede düzenlenen "Suç işlemeye tahrik" ise suçunda alenen tahrikte bulunan kişi cezalandırılmaktadır. Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişiye altı aydan beş yıla kadar, fiil basın yayın yoluyla işlenirse dokuz aydan yedi buçuk yıla kadar ağır cezalar getirilmiştir.
215 inci madde "Suçu ve suçluyu övme" suçudur. İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Fiil basın yayın yoluyla işlenirse dört yıl hapisle cezalandırılacaktır.
TCK'nun 312 inci maddesine benzer bir düzenleme Taslak Madde 216'da "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu
olarak düzenlenmiştir. Maddeye göre halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini,
diğer bir kesimi aleyhine kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse (bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişinin cezası ise altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını
bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Fiil basın yayın yoluyla işlenirse dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis cezası uygulanabilecektir.
TCK madde 217'de ise halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Fiil basın yayın yoluyla işlenirse dokuz aydan dört yıla
kadar ceza verilebilecektir.
Yukarıda sayılan bütün bu maddelerin "gazetecilik" ve haber yayınlanmasında veya köşe yazılarında yer alan eleştiriler bakımından önemi vardır. TCK'nun 311 inci (Suç işlemeye alenen tahrik), 312 inci (Suça Kapalı Tahrik) ve 312/a (Korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit) maddeleriyle düzenlenmiş olan bu fiiller Kanun ile yeniden düzenlenmiştir.
Ancak uyum yasaları ile sağlanmış olan ifade özgürlüğünü genişleten bir kısım haklar ile Kanun ile birlikte değerlendirilmelidir. Basın için yeni suçlar yaratılmıştır. Yukarıda sayılan suçların tümü basın yayın yoluyla işlenebilir kabul edilmekte ve verilecek ceza da yarı
oranında artırılmaktadır. Bu durum ifade özgürlüğünü kısıtlayan nitelikte hükümlerin var olmaya devam ettiğini göstermektedir.
Yukarıda açıklamaları yapılan maddelerin özellikle yasadışı kabul edilen örgütlerin, yasal basın yayın organları için getirildiği
anlaşılmaktadır.
XIV- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
MADDE 220- fıkra 8 : Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek ile, bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak, işlenmesi amaçlananlardan ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Örgüt kurmak, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece bir araç niteliğindedir. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye sokmaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki, suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede bir kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenlerle, işlenmesi amaçlan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Bu suç tanımı ile korunan hukukî değer, kamu güvenliği ve barışıdır. Kamu güvenliği ve barışının bozulması ise, bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyecektir. Bu nedenle söz konusu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasada güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek suçu tanımlanmıştır. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketler, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmektir.
Örgüt, soyut bir birleşme değildir, bünyesinde hiyerarşik bir ilişki hakimdir. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Bu ilişki dolayısıyla örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır.
Örgütün varlığı için suç işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Örgüt, niteliği itibarıyla, devamlılık arz eder. Bu itibarla, kişilerin belli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur. İştirak ilişkisinden bahsedebilmek için, suç ortakları nezdinde suçun, konu veya mağdur bakımından somutlaşması gerekir. Buna karşılık, örgüt yapılanmasında, işlenmesi amaçlanan suçların konu veya mağdur itibarıyla somutlaştırılması zorunlu değildir.
Madde metninde, suç işlemek amacına yönelik örgütün varlığı için asgari üye sayısı belirlenmemiştir.
Suç işlemek için örgüt kurulması bir somut tehlike suçudur. Her ne kadar en az iki kişinin belli amaç etrafında suç işlemek üzere devamlı surette fiilen birleşmesi suretiyle örgüt meydana gelebilirse de; kurulan örgüt, güdülen amaç bakımından somut bir tehlike oluşturmayabilir. Bu nedenle, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması aranmalıdır. Bu bakımdan, örneğin sadece iki kişinin bir araya gelmesi, devletin ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik suçları işleme açısından somut bir tehlike taşımayabilir; buna karşılık, ekonomik çıkar sağlamaya yönelik suçlar açısından elverişli olabilir.
Bu suç, bir amaç suç niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Kişiler, suç işlemek amacıyla bir örgütlenme yapısı içinde bulunmalıdırlar. İşlenmesi amaçlanan suçların türü veya niteliği, sadece bu suç için öngörülmüş olan alt ve üst sınırlar arasında somut cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilir.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Örgüte üye olmak, fiilî bir katılmadır. Örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur. Tek taraflı iradeyle de katılmak mümkündür.
Üçüncü fıkraya göre, örgütün silâhlı olması, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Suç örgütünün silâhlı olup olmaması veya sahip olunan silâhların cins, nitelik ve miktarı, somut tehlikenin belirlenmesi veya var olan somut tehlikenin ağırlığı bakımından dikkate alınmalıdır.
Dördüncü fıkraya göre, örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunacaktır. Bir veya ikinci fıkrada tanımlanan suçlardan dolayı cezaya hükmedilebilmesi için, ayrıca örgütün amacı çerçevesinde bir suçun işlenmesi gerekmez. Örgütün faaliyeti çerçevesinde ayrıca suç işlenmesi hâlinde, hem bir veya ikinci fıkrada tanımlanan suçtan hem de amacı oluşturan suçtan dolayı gerçek içtima kurallarına göre cezaya hükmedilmelidir.
Maddenin beşinci fıkrasında, örgüt yöneticilerinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Örgüt yapısı içinde, kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına uygun bir görev verilen kişi bu görevini yerine getirmezse, hemen yerine bir diğeri rahatlıkla ikame edilebilmektedir. Bu nedenle, örgütün yöneticisi konumunda olan kişiler, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak sorumlu tutulmalıdırlar.
Altıncı fıkraya göre, örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kimsenin örgüt üyesi olarak kabul edilmesi ve bu nedenle de sorumlu tutulması gerekir.
Yedinci fıkrada, örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle, "örgüte yardım ve yataklık" adıyla ayrı bir suç tanımlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir.
Maddenin sekizinci fıkrasında, örgütün veya amacının propagandasının yapılması suç olarak tanımlanmıştır. Bu propagandanın basın ve yayın yolu ile işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
YORUM:
Maddenin ilk yedi fıkrası basın ve yayın yoluyla işlenmesi mümkün olmayan fiilleri düzenlemektedir. Sekizinci fıkranın ilk cümlesinde zikredilen örgütün veya amacının propagandasının basın ve yayın yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda ilk cümlede öngörülen bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ikinci cümleye göre yarı oranında artırılabilecektir. Hemen hemen aynı konuyu düzenleyen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7nci maddesinin ikinci ve son fıkralarının getirilen yeni hüküm karşısında tekrar gözden geçirilmesinde yarar olduğu muhakkaktır.
3713 sayılı terörle Mücadele Kanunu Madde 7 - 3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve iki yüz milyon liradan beş yüz milyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüz milyon liradan üç yüz milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
(Değişik fıkra: 30/07/2003 - 4963 S.K./30. md.) Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.
Bu yardım; dernek, vakıf, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğretim yurtlarında veya bunların eklentilerinde yapılırsa ikinci fıkradaki cezaların iki katı hükmolunur.
Ayrıca; dernek, vakıf, sendika ve benzeri kurumların teröre destek oldukları tespit edildiğinde faaliyetleri durdurulur ve mahkemece kapatılır. Kapatılan bu kuruluşların mal varlıklarının müsaderesine karar verilir.
Yukarıdaki 2nci fıkrada belirtilen örgütle ilgili propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış miktarının; yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
Kanunun 220 inci maddesinde "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" suçu düzenlenmiştir. Kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek ile bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak, işlenmesi amaçlananlardan ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır. Örgüt kurmak, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece bir araç niteliğinde kabul edilmiştir.
Örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle, "örgüte yardım ve yataklık" adıyla ayrı bir suç tanımlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir. (TCK 220/7)
Maddede örgütün veya amacının propagandasının yapılması suç olarak tanımlanmıştır. Cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Bu propagandanın basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde ceza yarı oranda artırılacaktır. Bu durumda ceza bir buçuk yıl ile dört buçuk yıl arasında değişecektir.
Maddenin düzenlenme biçimi, TCK'nun eski 169 uncu maddesinin yarattığı sorunları yeniden gündeme getirebilir. Maddedeki düzenlemeye göre gerekçede yazılanın aksine; örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgüt amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi hakkında örgüt üyesi kabul edilerek ceza vermek mümkündür.
Böylece örgüt üyesi olmadığı halde yazı yazan, eleştiri veya yorum yapan veya haber yazan gazetecilerin "yayın eylemleri" geçmişte olduğu gibi "örgüte yardım yataklık" olarak değerlendirilebilir. Yazılan eleştiri yazıları veya yorum yazıları, örgütün amacına hizmet eden yazılar olarak görülebilir. Yazıların, örgütün amacına hizmet ettiğine karar verilerek, gazetecinin veya yazı yazanların örgüt amacına bilerek ve isteyerek hizmet ettikleri sonucu çıkarılabilir. Bu konuya açıklık getirerek, şiddet içermeyen veya doğrudan doğruya somut olarak örgüt adına yapılan açıklama veya yazı olarak nitelendirilmeyecek nitelikteki yazıların ve somut tehlike içermeyen yayınların örgütün amacına hizmet eder nitelikte olmayacağının kabulü açıkça düzenlenmelidir. Aksi takdirde uygulamada sorunlar çıkabilir.
XV- Müstehcenlik
MADDE 226- (2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, müstehcenlik ve çocukların bu tür zararlı yayınlara karşı korunmasına ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında müstehcenlikle ilgili çeşitli davranışlar, suç olarak tanımlanmıştır. Fıkranın (a) bendinde, bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin verilmesi ya da bunların içeriğinin gösterilmesi, okunması, okutulması veya dinletilmesi; (b) bendinde ise, bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösterilmesi, görülebilecek şekilde sergilenmesi, okunması, okutulması, söylenmesi veya söyletilmesi, suç olarak tanımlanmıştır.
Fıkranın (c) bendine göre, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz edilmesi, suç oluşturmaktadır. (d) bendine göre, bu ürünler, ancak, bunların satışına özgü alışveriş yerlerinde, erişkin kişilere satılabilir veya kiraya verilebilir. Bu itibarla, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa veya kiraya arz edilmesi, satılması veya kiraya verilmesi, suç olarak tanımlanmıştır.
Fıkranın (e) ve (f) bentlerine göre; müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak başkalarına verilmesi veya dağıtılması ya da reklamının yapılması, suç oluşturacaktır.
Seçimlik hareketler olan bu fiillerin işlenmesi suretiyle bir kazanç elde edilebileceği için, bu suçun karşılığında hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında, müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Üçüncü fıkrada, müstehcenliğe karşı çocukları korumaya yönelik iki ayrı suç tanımına yer verilmiştir. Bunlardan birincisi; müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması suretiyle oluşmaktadır. İkinci suçu ise, bu ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa arzı, satışı, nakli, depolanması, ihracı, bulundurulması ya da başkalarının kullanımına sunulması fiillerinden birinin işlenmesiyle oluşmaktadır.
Dördüncü fıkraya göre; şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünlerin üretilmesi, ülkeye sokulması, satışa arzı, satışı, nakli, depolanması, başkalarının kullanımına sunulması veya bulundurulması fiilleri suç oluşturmaktadır. Bu hükümle, belirtilen içerikte olan ürünler açısından mutlak bir yasak getirilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasına göre; üç ve dördüncü fıkralardaki suçların konusunu oluşturan ve müstehcenlik bakımından mutlak yasak kapsamına giren ürünlerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması, yayınlanmasına aracılık edilmesi ya da çocukların görmesinin, dinlemesinin veya okumasının sağlanması, ayrı bir suç oluşturmaktadır.
Son fıkrada ise, bu madde kapsamında tanımlanan suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı kabul edilmiştir.
YORUM:
Müstehcenliğin tanımı yoktur. Müstehcenlik terimi tek başına yeterli ve belirli bir tanımı içermiyor.Belki müstehcenlik yerine pornografi denilmesi daha doğru olurdu. Müstehcenlik konusunda genel bir hukuka uygunluk nedeni belirlenip kabul edilmelidir.
Tasarı'nın Tanımlar başlıklı altıncı maddesinin (b) bendine göre çocuk; henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Müstehcenlik başlıklı 226ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) bentleri, üç, beş ve yedinci fıkraları müstehcenlik kavramı bakımından çocuklara has özel düzenlemeler getirmiştir.
Maddenin ilk beş fıkrası; basın ve yayın yoluyla işlenen/işlenebilecek olan fiilleri düzenlemekte, altıncı fıkrası; fiillerin tüzel kişilerin temsilcileri tarafından işlenmesi durumunda tüzel kişilere özel güvenlik tedbirleri hükmolunması ile ilgili hükmü getirmekte, yedinci fıkrası ise; bu madde hükümlerinin bilimsel eserlere, üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmayacağına ilişkin hükümler ihtiva etmektedir.
Bir eserin müstehcen olup olmadığı ya da bilimsel, sanatsal ve edebi değeri bulunup bulunmadığı hususu herhalde Başbakanlık Küçükleri Muzır neşriyattan Koruma Kurulu ya da ilgili mahkemece tayin olunacak uzman bilirkişilerce tespit olunacaktır.
Müstehcenlik Kanunun 226ıncı maddesinde düzenlenmiştir. Müstehcenlikle ilgili çeşitli davranışlar, suç olarak tanımlanmıştır.
Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin verilmesi ya da bunların içeriğinin gösterilmesi, okunması, okutulması veya dinletilmesi; bendinde ise, bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösterilmesi, görülebilecek şekilde sergilenmesi, okunması, okutulması, söylenmesi veya söyletilmesi, suç olarak tanımlanmıştır.
Müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Cezası altı aydan üç yıla kadar hapistir.
Madde 226/(2)
Müstehcenlik bakımından mutlak yasak kapsamına giren ürünlerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması, yayınlanmasına aracılık edilmesi ya da çocukların görmesinin, dinlemesinin veya okumasının sağlanması, ayrı bir suç oluşturmaktadır. Cezası ise altı aydan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. <Madde 226/5>
Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişiler hakkındaki suç hariç; bu madde hükümleri bilimsel, sanatsal ve edebi eserler açısından uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Bu konu tartışmaya açık bir konudur eserin müstehcen bulunup bulunmaması kişi ve olguya göre değişmekle birlikte bilirkişilik görevi yapacak olan ilgili kurulun kararları içinde bulunulan ortama göre değişkenlik gösterebileceğinden basın çalışanlarının bu hükümler karşısında zorluklarla karşılaşacağı açıktır.
MADDE 237. - (1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir.
GEREKÇE: Madde, esasta işçi ücretlerinin veya besinler veya başka malların değerlerinin artıp eksilmesini sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadis yayınlanmasını veya aynı maksatla diğer bir takım hileli yollara başvurulmasını cezalandırmaktadır. Böylece maddenin esasta korumak istediği hukuki yarar, serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlal edici hareketleri engellemektir.
Birinci fıkrada yer alan suçun maddi unsuru yalan haber veya havadis yayınlamak ve başka hileli yollara başvurmaktır.
YORUM:
Bu yasa maddesi gerekçe ile birlikte değerlendirildiğinde, ekonomi ile ilgili incelemeler , değerlendirmelerin yapılması durumunda basın çalışanlarının zor durumda kalabileceği hükümler içermektedir.Bu haberlerin maksatlı yalan haber olması haline nasıl karar verileceği tanımlanmadığından , basın çalışanları ucu açık bir yorum ile karşı karşıya kalmışlardır.
XVI- İftira
MADDE 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil olunur.
GEREKÇE:
Madde metninde, iftira suçu tanımlanmıştır.
İftira, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.
İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturabilir. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de bu suçun konusunu oluşturabilir.
Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekir.
Kişiye karşı suç isnadı ihbar veya şikâyet suretiyle yapılmış olabilir. Dolayısıyla, ihbar veya şikâyetin yapılabileceği her makam nezdinde yapılan isnatla iftira suçu işlenebilir. Başlatılmış olan hukuk veya ceza muhakemesi sürecinde davanın tarafı, sanık veya tanık konumundaki kişiler de, bulundukları beyanlarla iftira suçunu işleyebilirler.
Gazete veya diğer kitle iletişim araçlarında yayın yapılması suretiyle bir kişiye suç isnadında bulunulması hâlinde de iftira suçu oluşur.
Cumhuriyet savcıları, kamu adına re'sen soruşturulabilen suçlarla ilgili olarak yayınlanan haberleri ihbar kabul ederek, soruşturma başlatmaktadırlar. Bu bakımdan, basın ve yayın yolu ile bir kişiye gerçeğe aykırı olarak hukuka aykırı fiil isnat edilmesi hâlinde, iftira suçu oluşur.
Kişiye isnat edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir. Kişi suç teşkil eden bir fiili işlemiştir. Fakat bu suça ilişkin ihbar veya şikâyette bulunan, fiile, suç olarak niteliğini değiştirecek bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Şöyle ki; fiil, sahibinin bilgisi ve rızası dışında malını almaktan ibarettir. Ancak, bildirimde bulunan, bunun cebir veya tehditle işlendiği iddiasında bulunmuştur. Bu ilâve unsurlar açısından iftira suçu oluştuğunu kabul etmek gerekir.
İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.
İftira suçunun oluşabilmesi için, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişinin bu fiili işlemediğinin bilinmesi gerekir. Bu bakımdan, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Başka bir deyişle iftira suçu muhtemel kastla işlenemez. Bu suçun oluşabilmesi için, ayrıca, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, iftira konusunu oluşturan haksız fiilin maddî eser ve delillerinin uydurulması hâlinde, verilecek cezanın belli oranda artırılması gerekmektedir.
Maddenin üç ila yedinci fıkralarında, iftira sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği gösterilmektedir.
Sekizinci fıkrada, iftira suçunda zamanaşımı bakımından sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağı hususunda özel bir hüküm yer almaktadır. İsnat edilen suç dolayısıyla yapılan kovuşturma sonucu hükmün kesinleşmesiyle, iftiranın sabit olabileceği ve dolayısıyla takibata girişileceği aşikâr olduğundan böyle bir hükme olan zorunluluk meydandadır.
Maddenin son fıkrasında, basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararının, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunması ve ilan masrafının hükümlüden tahsil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
YORUM:
İftira başlıklı 267nci maddenin ilk fıkrasında, eski TCK.nun aynı suçu düzenleyen 285 inci maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, gelecekte basın ve yayın organları aleyhine sonuç doğurabilecek çok önemli bir değişikliğe gidildiği hemen fark edilmektedir. Evvelce bu suçun teşekkülü için adliyeye veya keyfiyeti adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takip yapacak veya yaptırabilecek bir mercie ihbar ve şikayette bulunularak suçsuz olduğu bilinen bir kimseye suç isnat edilmesi lazımdı. Oysa yeni düzenlemede artık herhangi bir mercie ihbar veya şikayette bulunulması şart koşulmamakta, basın ve yayın yoluyla da bir kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi yeterli sayılmaktadır. Ceza miktarının bir yıldan dört yıla kadar hapis olduğu dikkate alındığında medya mensuplarının ve özellikle eser sahibi konumundaki muhabirlerin, köşe yazarlarının çok dikkatli hareket etmeleri, herhangi bir kişi ile ilgili haber yaptıkları ya da yazdıkları zaman o kişiye gerçeğe aykırı herhangi bir isnatta bulunmamaları gerekmektedir. Maddenin dokuzuncu fıkrasındaki düzenlemeye göre; basın ve yayın yoluyla iftira suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararı, aynı veya eşdeğerdeki basın ve yayın organları vasıtasıyla ilan olunacak, ilan masrafı hükümlüden tahsil edilecektir.
Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin cezası bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır.
Kanunun 267 inci maddesinde yer alan "iftira" suçu; hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşacaktır.
Gazete veya diğer kitle iletişim araçlarında yayın yapılması suretiyle bir kişiye suç isnadında bulunulması hâlinde de iftira suçu oluşur. Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararının, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunması ve ilan masrafının hükümlüden tahsil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır..
Gazeteciler yayınladıkları herhangi bir "yolsuzluk veya vurgun" haberinden dolayı, "işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi" yani "iftiracı" olarak yargılanabilir. Yani, basın yayın yoluyla böyle bir suç işlenmişse; haberdeki bazı unsurlar "uydurulmuş veya sonradan gazeteci tarafından eklenmiştir" denebilir. Bu maddeyle uygulamada gazetecilerin bir çok haberi "iftira" olarak kabul edilebilecek bir düzenleme yapılmıştır
Kasıtlı olarak iftira attığınız kişi yakalanıp gözaltına alınırsa, yargılanıp beraat ederse, ve de "bana iftira etti" derse sadece iftira suçundan yargılanılmayacak ayrıca TCY'nın 109. maddesinde yer alan o kişinin hürriyetini tahdit ettiğinizden dolayı da hakkınızda dava açılabilecektir.O kişi devlet memuru ise, suç olmayabilir, adliyeye sevk edilmeyebilir, hakkında dava açılmayabilir ama idari bir soruşturmaya muhatap olabilir, yine iftira suçunun işlenmiş olabileceği kabul edilmektedir. Dolayısıyla burada açıkça isnadın hukuka aykırı olduğunu bilerek yapma kastınız aranacaktır. İftira suçuyla ilgili böyle bir tehlike her zaman için vardır ve suçtan !alınan mahkumiyet kararı aynı veya eşdeğerde bir yayın organında ilan olunur ve bedeli suçu işleyenden tahsil edilir" denmektedir.
Önceki
sayfa / Sonraki
sayfa
|