Medya-turk.net Türkiye ve dünya medyasına linkler, basın mevzuatı detayları, tekzip, cevap ve düzeltmeye dair bilgi, günlük online haber sunuyor.

Türkçe English
Türkçe versiyon English version

Aradığınız yer

Site istatistikleri

Topl. konuk 379.661
Bugün - tekil 628
Dün - tekil 699
Günlük tekil ort. ziyaret 893,62
Günlük azami tekil ziyaret 1.033
Su an online 15
Azami online 64
Bugün okunan toplam sayfa 6.371
Dün okunan toplam sayfa 5.552
Sitede okunan toplam sayfa 3.129.312
Günlük ort. sayfa okuma 7.365,60
Bu sayfa goruntuleme 946
Sayaç start 01.09.2007
detaylar Istatistik detay

pagerank Web Development

 Yeni CMK  ve TCK -  Basınla ilgili maddeler / Av. Turgut Özkan

 
Sunuş: 
Yürürlük tarihi 1 Nisan 2005 olan 5237 Sayılı yeni Türk Ceza Kanunu, basın mensuplarını yakından ilgilendiren ağır hükümler içermektedir. 
Söz konusu yasada "basın yayın yolu ile" tanımı, "yazılı, görsel, işitsel ve her türlü elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar"ı kapsamaktadır. 
Dolayısıyla bu yasa, 5187 sayılı Basın Kanunu gibi sadece yazılı basını değil, görsel ve işitsel medya çalışanlarını da yakından ilgilendirmektedir.
Meslektaşlarımızın çalışma alanlarının daha güvenli hale getirilmesi ve yasal düzenlemeler konusunda bilgilendirilmeleri amacıyla Bursa Gazeteciler Cemiyeti olarak özel bir çalışma daha gerçekleştirdik. Bu çalışmamızı önümüzdeki günlerde kitap olarak sizlere ulaştıracağız. 
Yeni TCK'nın basını yakından ilgilendiren ve ağır hükümler içeren maddelerinin incelenmesinin ardından Cemiyetimiz Hukuk Danışmanı Avukat Turgut Özkan tarafından bu çalışma gerçekleştirilmiştir. 
Alanlarında uzman iki hukukçunun, Cumhuriyet Gazetesi Hukuk Danışmanı Avukat Fikret İlkiz ve İstanbul Basın eski Savcısı Avukat Cevat Özel'in konuyla ilgili raporları ve bu alanda yapılan tüm çalışmaları titizlikle inceleyen Özkan, madde ve gerekçelerini, meslektaşlarımız için yorumlamıştır.
Ayrıca, Avukat Cevat Özel'in hazırladığı 5271 Sayılı Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nun medya mensuplarını ilgilendiren maddeleri ve yorumlarını içeren çalışması ise, aynen yer almıştır.
Yürürlükte bulunan yeni TCK'nın basın özgürlüğünü ciddi biçimde sekteye uğratan maddeleri konusunda bilgilenmeniz ve yasadan olumsuz yönde etkilenmeksizin görevlerinizi sürdürebilmeniz dileğiyle...

Nuri KOLAYLI 
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı



TÜRK CEZA KANUNU'NUN BASIN VE YAYINLA  
İLGİLİ MADDELERİ, GEREKÇELERİ VE YORUMLARI

Avukat Turgut ÖZKAN (Bursa Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı)

Medya önündeki yasal engeller yönünden, Türk hukukunda iletişim unsurları arasında düzenleme bakımından dağınıklık ve farklılıklar bulunmaktadır. 
Bu bölümde, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun basın yayın kuruluşlarını ve çalışanlarını ilgilendiren hükümleri hakkında bilgi vermeye ve açıklamalarda bulunmaya çalıştık.
5187 Sayılı Basın Kanunu önceki 5680 Sayılı Basın Kanunu'ndan daha özgürlükçü maddeler içerdiğinden, kamuoyunda ve basın camiasında belli bir rahatlama yaratacağı düşüncesiyle olumlu karşılanmıştır. Belki de bu nedenle Türk Ceza Kanunu'nun hazırlık ve görüşülme aşamasında basın kendini ilgilendiren ceza hükümlerine gereği gibi odaklanamamış, tepki göstermekte geç kalmıştır. 
Basın Kanunu ile kamuoyunda oluşan olumlu hava, yeni TCK'nın basın çalışanlarına ağır yaptırımlar içermesi sonucu bir anda endişe ve korkuya neden olmuştur.
5237 Sayılı TCK'nın basın özgürlüğünü kısıtlayıcı hükümlerinin, evrensel hukukun temel ilkelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (özellikle 10. maddesine) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırılıklar içerdiğini düşünmekteyiz. 
Soruşturma ve kovuşturmalarda savunmaların temelini oluşturacak iki önemli yasa maddesinin bilinmesi gerekliliği açıktır. 
Öncelikle; savunmalarda "kamu yararının korunması" gerekçesiyle haber yapıldığı, "kamu yararının söz konusu olduğu durumların özel hayata üstünlüğü" belirtilmeli, bunun da kanıtlanmasına çalışılmalıdır. "Hakkın icrası" sınırlarının içinde kalındıkça fiil hukuka uygunluk niteliğini sürdürür. Bu durumda "kamusal yarar", "kişisel yarar"dan üstün gelmektedir. 
Tüm ceza hükümlerinde suçun işlenmiş kabul edilebilmesi için kasıt unsurunun varlığı zorunludur. İlgili maddelere aykırı yayın yapıldığı iddiası karşısında kasıt olmadığına ilişkin beyanlar da kullanılabilir. 
Savunmalarda değerlendirilebilecek yasal dayanaklara gelince; 
Birinci yasa maddesi, '5237 Sayılı TCK m.26/f1'dir. Bu fıkradaki "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" hükmü gereği, savunmalarda gazeteci olmaktan kaynaklanan gazetecilik hakkının kullanıldığı mutlaka belirtilmelidir. 
İkinci yasa maddesi de, 'Basın K.m.3/f1'dir. Söz konusu fıkradaki "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir" hükmü gereği, savunmalarda basın hürriyeti de ayrıca vurgulanmalıdır.
Yeni TCK, tüm eski Ceza Kanunu maddelerini değiştirdiğinden, öngörülen maddelerle ilgili istikrarlı emsal kararların ve Yargıtay İçtihatlarının oluşması uzun zaman alacaktır. Bu süreçte basın çalışanlarının karşı karşıya kalacakları soruşturma ve kovuşturmalarda; ilgili maddelerin basın çalışanları lehine yorumlanmasını sağlayabilmek, bu amaçla savunma birliği oluşturabilmek son derece önemlidir. 
Bunun sağlanabilmesi amacıyla basın mensuplarına, karşı karşıya kaldıkları soruşturma ve kovuşturmalarda Türkiye Gazeteciler Federasyonu'na yazılı bilgi vermelerini öneririz. Yargıtay aşamasından da aleyhte sonuç alınması durumunda, davaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürülerek takip edilmesi, basın özgürlüğü kavramının ülkemizde yerleşmesi açısından önemli ve gereklidir. 


YASAYA GENEL BAKIŞ:
26 Haziran 2004 tarihinde 5187 sayılı yeni Basın Kanunu yürürlüğe girdi. Yeni Basın Kanunu'nun amacı basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektedir. Kanunun 3. maddesinde "Basın Özgürlüğü" başlığı ile bu düzenleme yapılmıştır. 3. Maddenin 1. fıkrasında "Basın özgürdür" denildikten sonra, ikici cümlede "Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını da içerir" denilmek suretiyle basın özgürlüğünün çerçevesi çizilmiştir. Yine 3. maddenin ikinci paragrafında da basın özgürlüğünün hangi hallerde kısıtlanacağı konusunda hüküm vardır. 
Bu fıkrada "Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir" şeklinde yapılan düzenleme ile de basın özgürlüğünün sınırları yoruma gerek bırakmayacak biçimde belirtilmiştir. 
Basın Yasası'nın hürriyeti bağlayıcı cezaya çevirme yasağı başlığı altında düzenlenen 28. madde hükmü çerçevesinde "18inci ve 22nci maddedeki suçlar dışında bu Kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez" denilmek suretiyle söz konusu yasada öngörülen suçlar için hükmedilen para cezalarının hapis cezasına çevrilemeyeceği öngörülmüştür.
Basın Yasası gazete dergi gibi yazılı basınla ilgili olduğundan sadece yazılı basını ilgilendiren bir yasadır. Hiçbir şekilde görsel ve işitsel medyayı (radyo ve televizyonları) ilgilendiren bir kanun değildir. 
Buraya kadar yapılan kısa tanımlamalardan sonra yeni Türk Ceza Yasası'na kısaca değinilecek ve ardından TCK'nın basın ve yayına ilişkin hükümleri konusunda açıklamalarda bulunulacaktır.
Eski Türk Ceza Kanunu 62 kez değişikliğe uğratılmış olan bir kanundur. 1985 yılından beri tümü üzerinde çalışmalar devam etmiş ve bu yasanın olduğu gibi değiştirilmesi çalışmaları 2000-2001 yılı ve en son 2003 yılı dâhil olmak üzere 12 Mayıs 2003 tarihine kadar sürmüştür. Yasa 12 Mayıs 2003 tarihinde TBMM'ye sevk edilmiştir. Bu yasayla ilgili çalışma Adalet Komisyonu'nda aşağı yukarı 10 ay kadar sürmüş, Adalet Komisyonu'ndaki bu çalışmalardan sonra sonuç olarak 14 Mayıs 2004 tarihinde Genel Kurul'a sunulmuştur. Kanunla ilgili tartışmalar 15 Mayıs'tan itibaren Genel Kurul'da yapılmaya başlanmış, 26 Eylül 2004 tarihinde de 330 maddesiyle birlikte Meclis'te kanunlaşmış ve 12 Ekim 2005 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın yürürlük tarihi olarak 01.04.2005 tarihi kabul edilmiştir. 
Bu yasa hazırlık aşamasında hem de kamuoyunda taraflarca, TBMM'de yeterince tartışılmadan kabul edilmiştir.
Sadece, kanun, TBMM alt komisyonunda görüşülmeye başlandığında; 24-25-26 Mayıs 2004 tarihinde, 59. hükümetin başbakanıyla, içişleri bakanıyla, adalet bakanıyla, çalışma ve sosyal güvenlik bakanıyla ayrı ayrı görüşülerek yasanın getirdiği sakıncaların neler olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından rapor olarak sunulmuştur. Bu arada Basın Konseyi tarafından da, yasa tasarı halindeyken yasa hakkında basın açıklaması yapılmış ve bu kanunun basın yayın fiilleri bakımından kamuoyunca tartışılmasına çalışılmıştır. Meclis çalışmalarının başladığı 2 Haziran 2004 tarihinde yasa tasarısı yaklaşık 400 kuruluşa gönderilerek görüş sorulmuş, 28 Haziran 2004 tarihine kadar bu tasarıyla ilgili görüş bildirilmesi istenmiştir. Yetkililerce görüş istenilen yerlerden sadece 38'inden görüş bildirildiği söylenmiştir. Türkiye'nin temel yasalarından biri olan Ceza Kanunu yasa tasarısı üzerinde yeterli ve sağlıklı tartışmanın yapılabilip, görüş bildirilmesi için 26 günün yeterli olmadığı açıktır. Buna rağmen yine de İstanbul Barosu, Türkiye Barolar Birliği dâhil olmak üzere, birkaç üniversite ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından rapor halinde yeniden görüşler bildirilmiştir. Bu görüşler daha sonra 10 ay süren alt komisyon çalışmaları sırasında kısmen dikkate alınmış, kısmen dikkate alınmamıştır. Alt komisyon çalışması sonucu oluşan rapor 1000'i aşkın yere gönderilmiş, bu yerlerden sadece 55-60'ından cevap alınabildiği yine yetkililerce açıklanmıştır. 
Yeni Türk Ceza Yasası 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecektir. Yürürlük tarihi itibariyle basın kuruluşlarının ve çalışanlarının TCK'nın kendilerini ilgilendirdiği maddeleri hakkında bilgilendirilmeleri zaruri hale gelmiştir. Bu kitapçıkta ilgili maddeler hakkında detaylı açıklamalar bulacaksınız.

TANIM:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinde;
Ceza kanunlarının uygulanmasında;
5237 S.K. MADDE 6 - fıkra g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar, anlaşılır.
GEREKÇE:
Bu madde metninde, kanunda kullanılan bazı kavramlar tanımlanmaktadır. Ancak, bu maddenin tasarıdaki sistematiği değiştirilmiştir. 
"Basın ve yayın yolu ile" deyimine ilişkin tanım, sadece kitle iletişim araçlarını kapsayacak biçimde değiştirilmiştir. Tasarıdaki bireysel iletişimi de içine alacak şekilde ifade edilmiş olan tanımın oluşturduğu sakıncanın giderilmesi için, tanımda değişiklik yapılarak "kitle iletişim araçları" ifadesine vurgu yapılmıştır.
YORUM:
Bu gerekçeye göre "Her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları ila yapılan yayınlar" denilince basın yayın yolu ile anlaşılması gereklidir. Kısacası; gazeteler, radyolar, televizyonlar, kitle iletişim araçları çerçevesinde internet ortamında düzenlenmiş olan web sayfaları ve yapılan yayınları anlamak gerekir. T.C.K tüm bunları kapsamaktadır. 
5187 sayılı Basın Kanunu yazılı basında yani gazete ve dergilerde çalışanları ilgilendirmektedir. T.C.K ise hem yazılı basın kuruluşlarını/çalışanlarını hem de radyo televizyon kuruluşlarını/çalışanları ilgilendirmektedir. Yazılı basın için özel yasa 5187 Sayılı Basın Kanunu'nun yanında şimdi de genel bir yasa olan 5237 sayılı bir T.C.K mevcut olmuştur. 

BASINI İLGİLENDİREN MADDELER:

I- İntihar 
MADDE 84- fıkra 3: Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
GEREKÇE: 
Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır. 
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ıstırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortay çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle,belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir. 
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir. 
Başlı başına cezalandırılabilir bir fiil olarak intihara yardım, esas itibarıyla icraî davranışla gerçekleştirilebilir. Ancak, intiharı önleme konusunda hukukî yükümlülük altında bulunan kişinin, bir intihar olgusuyla karşı karşıya olmasına rağmen, bu intihar girişimini engellememesi, bu girişim karşısında kayıtsız davranması; intihara ihmali davranışla yardım olarak nitelendirilmek gerekir. Ancak, bunun için, kişinin intiharı önleme konusunda hukukî bir yükümlülüğünün olması gerekir. 
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin intihar etmesi şart değildir.Teşvik veya yardım sonucunda intiharın gerçekleşmesi durumunda,söz konusu fıkraya göre cezanın artırılması gerekmektedir. 
Üçüncü fıkrada, başkalarını intihara alenen teşvik edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, belli bir kişinin muhatap alınması gerekmemektedir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir. 
Maddenin son fıkrasında, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı kabul edilmiştir. Aslında, bu durumda kasten öldürme suçu, mağdurun kendisinin araç olarak kullanılması suretiyle, yani dolaylı faillik şeklinde işlenmektedir.
YORUM:
Bu yasanın başlığının intihar olması yanlış bir ifade tarzıdır. Doğrusunun "intihara teşvik ve yardım " olması gerektiği düşüncesindeyim. 
Basın ve yayın yoluyla başkasını intihara alenen teşvik eden kişi,dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir. Üstelik bunun için ikinci fıkrada belirtildiği şekilde intiharın gerçekleşmesi şartı da yoktur. Bu madde, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 20.nci maddesi ile karıştırılabilir. Kanımızca Tasarı'daki bu düzenleme belirli bir kişinin intihara teşvik edilmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Basın Kanunu ise belirli bir şahsa yönelik olmayan, daha genel mahiyette intihara özendirici yayın yapılmasından bahsetmektedir.
Bu maddenin 3. fıkrasına kadar gazeteciyi, basın yayın fiillerini doğrudan ilgilendiren herhangi bir düzenleme yoktur. Fıkranın ilk cümlesinde " Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır" denmektedir. Yani bir kişi alenen herhangi bir kişiyi intihara teşvik ederse bu suçtur ve bunun cezası 3 yıldan 8 yıla kadar hapistir. Basın yayın çalışanlarını ilgilendiren kısmı fıkranın ikinci cümlesidir. Bu cümlede "Eğer bu fiil basın yayın yoluyla işlenirse, kişi 4 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılır." Hükmü mevcuttur.Yani yazılan haberde, açıkça sizin, herhangi bir kişiyi yaptığınız haberle doğrudan doğruya intihara teşvik etmeniz gerekir ki, teşvik fiili basın yayın yoluyla gerçekleşirse, gazeteci için 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası vardır. 
Burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da yasada tanımlanan bu fiilin kasten işlenmesi gerektiğidir. 
Ayrıca 5187 Sayılı Yasa'nın 20. maddesinde de intihar suçu için düzenlenme mevcuttur. 
5187 S.K. Madde 20 - " Cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar bir milyar liradan yirmi milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda iki milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda on milyar liradan az olamaz." Şeklinde hüküm içermektedir. 
5187 sayılı yasanın 20. maddesinde yer alan intiharla ilgili olan düzenleme iki unsur içermektedir. Bunlardan birisi okuyucuyu tesir altında bırakan intihar haberi , diğeri ise haber sınırlarını aşması koşuludur. Verilen intihar haberinin suç oluşturabilmesi için birincisi ;Okuyucu tesir altında kalmalıdır, ikincisi; haberde, "haber sınırını aşılmalıdır. Verilecek intihar haberinde bu iki unsurun önemine dikkat edilmelidir. 
Bizce T.C.K.'ndaki teşvik fiili kavramı yerine "haber sınırını aşma" kavramının Basın Yasası'nda kullanılmış olması daha uygundur. Bir de "okuyucuyu tesir altında bırakmak" kavramı yazılı basın anlamında daha doğru kavramlardır. Gazeteci bu kavramlardan hareketle yayınlanmış olan haberin, haber sınırlarını aşmadığını, haber olarak verildiğini, Basın Yasası'nın 20. maddesindeki intihar suçunu okuduğunda herkes gibi daha kolay anlayabilmektedir. Ama teşvik dediğiniz andan itibaren, bu unsurlardan ayrı bir nitelik taşıdığından, haberinizin teşvik kavramı içersinde değerlendirilmesi halinde T.C.K.'ndaki 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası hükmü karşımıza çıkmaktadır. 

II- Organ veya doku ticareti 
MADDE 91- fıkra 6: "Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 
GEREKÇE: 
Madde metninde organ ve doku ticareti suçu tanımlanmıştır. 
Birinci fıkraya göre, hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, yaşayan kişiden organ veya doku alınması, suç oluşturmaktadır. Fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hukuken geçerli rıza olması gerekir. Açıklanan rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı ilgili mevzuatta düzenlenmiştir. 
İkinci fıkrada ise, ölüden organ veya doku alınması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı, yine ilgili mevzuatta düzenlenmiştir. 
Üçüncü fıkrada, organ ve doku ticareti, suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suçun oluşabilmesi açısından kişiden veya ölüden organ veya dokunun, hukuka uygun bir şekilde alınmış olup olmamasının önemi yoktur. Burada önemli olan, organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulmasıdır. Bu bakımdan, söz konusu suç, çok failli bir suç niteliği taşımaktadır. 
Dördüncü fıkraya göre, bir ila üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, daha ağır cezalara hükmedilecektir. Ancak, bu hüküm, ayrıca suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılmaya engel teşkil etmemektedir. 
Beşinci fıkrada, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokunun saklanması, nakledilmesi veya aşılanması; altıncı fıkrada ise, organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam verilmesi veya yayınlanması, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır. 
Yedinci fıkraya göre, bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasında, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Aslında bu durumda netice sebebiyle ağırlaşmış suç hâli söz konusudur. Ancak, bu tür fiilleri gerçekleştiren kişinin meydana gelen ölüm neticesi açısından en azından olası kastla hareket edebileceği düşünülmüştür. 
YORUM:
Maddenin Basın ve yayını ilgilendiren altıncı fıkrası organ veya doku teminine yönelik olarak belli bir çıkar karşılığında ilan veya reklam verenlerle yayınlayanları bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmayı düzenlemiştir. Yoksa herhangi bir çıkar gözetmeksizin organ ve doku teminine yönelik ilan verilmesi ve bu ilanın yayınlanması hali suç değildir. Böylece herhangi bir çıkar amaçları olmadan hayati tehlike içerisinde olan yakınlarına organ ve doku temini için ilan verenlerin cezalandırılmayacaklardır.

TCK 124:
MADDE 124. - (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. 
(2) Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi hukuka aykırı olarak engelleyen kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
(3) Her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre cezaya hükmolunur. 
GEREKÇE:
Madde metninde haberleşmenin engellenmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımı ile, bir Anayasal hak olan haberleşme hürriyeti güvence altına alınmıştır. 
Maddenin birinci fıkrasında kişiler arasındaki haberleşmenin engellenmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusu, belirli kişiler arasındaki haberleşmedir. Haberleşmenin yapıldığı araç önemli değildir. Bu haberleşme, örneğin mektupla veya telefonla yapılabilir. Haberleşmenin engellenmesi, çeşitli suretlerde gerçekleşebilir. Örneğin posta kutusundaki mektupların yırtılması, bir kişiye gönderilen mektupların ilgilisine verilmeyip çöp kutusuna atılması, telefon hatlarının kesilmesi, oluşturulan manyetik alanla telefon görüşmelerinin yapılamaz hale getirilmesi gibi fiiller, söz konusu suçu oluşturur. 
Fıkra metninde haberleşmenin engellenmesinin hukuka aykırı olması özellikle vurgulanmıştır. Bu bakımdan, örneğin cezaevinde ceza infaz edilen bir hükümlünün haberleşmesinde olduğu gibi haberleşme hürriyetine bir kamu görevinin gereği olarak sınırlama getirilmesi hallerinde, fiil hukuka uygun olduğu için söz konusu suç oluşmayacaktır. 
Maddenin ikinci fıkrasında kamu kurumları arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. 
Üçüncü fıkrada ise, her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi, keza ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Örneğin bir gazete veya derginin dağıtımının ya da belli bir radyo veya televizyon yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi, bu suçu oluşturur.
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, yayının engellenmesinin hukuka aykırı olması gerektiği fıkra metninde özellikle vurgulanmıştır. Örneğin, bir basın veya yayın aracıyla suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla veya işlenmiş bir suç nedeniyle, Anayasa ve kanunlarda belirlenen koşullara ve ayrıca, hukukun genel prensiplerine uygun olarak koruma veya güvenlik tedbiri uygulanması suretiyle yayının engellenmesi halinde, bu suç oluşmayacaktır. 
YORUM:
Belki de TCK'nda basın yayın kuruluşlarının lehine düzenleme öngören en önemli madde, bu maddedir. Bu madde aslında gazetecilikle veya basın yayın fiilleriyle ilgili değildir. Ancak basın yayın organlarının yayınının hukuka aykırı bir biçimde engellenmesi cezalandırılmaktadır. "Haberleşmenin engellenmesi" başlığı altında, bir gazetenin dağıtımının engellenmesi, yırtılması ya da alenen tahrip edilmesi gibi kavramlar haberleşmenin engellenmesi başlığı altında düzenlenmiş olan eylem suç sayılmaktadır. 
Bu maddeye benzer bir düzenleme Basın Yasası'nın 22. maddesinde mevcuttur. 

Basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma 
5187 S.K. MADDE 22. - Kanuna uygun olarak basılmış eserleri, bunların yayımını veya dağıtımını veya satışını önlemek amacıyla tahrip eden veya bozan kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıla kadar hapis ve bir milyar liradan beş milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
Kanunun aradığı şartlara uyulmasına rağmen süreli ve süresiz yayınların basılmasını, yayımını, dağıtımını veya satışını şiddet veya tehditle engelleyen kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, iki yıla kadar hapis ve iki milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda öngörülen fiiller, umumi mahalde veya matbaanın veya umuma satış yapan veya dağıtım yapan yerlerde birden fazla kişi tarafından işlendiği takdirde verilecek ceza yarıya kadar artırılır.
GEREKÇE ;
Madde ile basılmış eserlerin yayımını, dağıtımını ve satışını önlemek amacıyla koparılması, tahrip edilmesi veya bozulması suç haline getirilmiştir. Bu suçtan söz edilebilmesi için failin maddede sayılar fiilleri basılmış eserin yayımını, dağıtımını ve satışını önlemek amacıyla gerçekleştirmesi aranmaktadır. Aksi halde Türk Ceza Kanunu'nun nası ızrarla ilgili hükümlerinin uygulanması söz konusu olacaktır. Öte yandan söz konusu amaçlarla bile basılmış eserlerin koparılması, tahrip edilmesi veya bozulması daha ağır bir suçu oluşturuyorsa buna göre ceza verilecektir. 
İkinci fıkrada, süreli veya süresiz yayınların basılmasının, yayımlanmasının, dağıtımının veya satışının şiddet veya tehditle engellenmesi cezalandırılmaktadır. Birinci fıkradaki suç gibi bu fıkradaki suç da, özel kastın arandığı, yani belli amaçlarla işlenebilen bir suçtur. 
Üçüncü fıkrada maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen fiillerin umumi mahallerde veya matbaanın veya umuma satış yapan veya dağıtım yapan yerlerde birden ziyade kişi tarafından işlenmesi halinde verilecek cezanın artırılacağı hükme bağlanmaktadır.
YORUM:
Yukarıda tanımı verilen fiil daha ağır bir suç teşkil etmediği taktirde "basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma" suçunun cezası 1 ila 2 yıl arasında değişen hapis cezası ve 1 milyar liradan 10 milyar liraya kadar ağır para cezasıdır. 

III- Hakaret 
MADDE 125- fıkra 1: Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. 
fıkra 4: Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır.
GEREKÇE: 
Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezrindeki saygınlığıdır. 
Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır. 
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnat olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.
Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye "serseri", "alçak", "hayvan" denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak "hırsız", "rüşvetçi", "sahtekâr", "fahişe" gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye "kör", "şaşı", "topal", "kambur", "kel" vs. demekle; kişiye "psikopat", "frengili" veya "AİDSli" demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. 
Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnat edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye "faşist", "komünist" veya "mürteci" demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hakim olan telâkkileri, örf ve adetleri göz önünde bulundurmak gerekir.
Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur. 
Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır. 
Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. 
Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir. 
Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 
Tasarıda 765 sayılı TCK'da benimsenen hakaret ve "sövme suçu" ayrımı kaldırıldığı için; hakaret suçunun cezasının alt sınırının üç aydan başlatılmasının, ceza adaletinin sağlanması açısından uygun olacağı düşünülmüştür.
YORUM:
Maddenin dört (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesi hakaretin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde faile verilmesi gereken temel cezanın üçte bir oranında artırılması gereğini vurgulamaktadır.
Basın çalışanlarının en sık karşılaşacağı maddelerden birisi "Hakaret" suçunun düzenlendiği TCK'nun 125. maddesidir. Diğeri kanımızca T.C.K m.267 de düzenlenen İftira suçudur. Olağan hayatta Hiç kimse hiç kimseye hakaret edemez.Gazeteciler de yazmış oldukları haberlerle hiç kimseye hakaret etmeyi amaçlamamalıdırlar. 125. maddeyi okuduğunuzda "bir kimsenin onur, şeref, saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil" veya "olgu isnat eden" Ya da "yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle" demektedir. (Onur ve şerefin aynı anlamda kelimeler olduğunu belirtmeliyim)
Eski yasada "sövme" ve "hakaret" birbirinden farklı kavramlardı ve bu suçlar ayrı ayrı düzenlenmişti.Yani Sövme ayrı bir suç , hakaret ayrı bir suç olarak düzenlenmişti.Şimdi "Şerefe karşı suçlar" bölümünde tek bir başlık altında yer alan "hakaret" suçunun oluşabilmesi için o kişinin onur, şeref ve saygınlığına her hangi bir şekilde somut bir fiil isnadı aranmaktadır. Bu fiil isnadı eski TCK'da açıkça bir suç atma olarak gösterilmiştir ve değerlendirilmiştir. Eski sistemdeki suç atma daha açıktır. Karşılığı suç olması gerekmektedir. Ama devamında "bir kimseye bir olgu isnadı" aranmaktadır. Olgu isnadı kavramıyla beraber yakıştırmada bulunmak kavramını yan yana getirdiğiniz zaman nelerin hakarete girip girmediği hususunda örnekler vermek gerekirse ;
Somut bir fiil, bir olgu isnadından ya da yakıştırmalarda bulunmaktan anlaşılması gereken ; Bir kimseye, serseri, alçak, hayvan, aşağılık derseniz olgu isnadıdır. Namussuz , rüşvetçi, sahtekâr, dolandırıcı, gibi yakıştırmalarda bulunursanız veya bir kişiyi tanımlarken kör, şaşı, topal, kambur, kel derseniz, bunlar bundan sonra şerefe karşı işlenmiş suçlar bölümünde hakaret olarak değerlendirilecektir. Bu kavramların daha iyi anlaşılabilmesi için yasanın gerekçelerini iyi incelemenizi öneririm. Hakaret suçunun oluşması anlamında, kele kel, köre kör ya da bu anlamdaki bazı yakıştırmalarda bulunmak, kişinin dünya görüşüne, olayın oluş biçimine göre bundan böyle cezası üç aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası olacaktır.Buradaki kişinin dünya görüşü kavramına dikkatinizi çekerim.Bu kavram sübjektif bir kavramdır. Oysa Ceza yasasında yer alan kavramların herkes tarafından anlaşılabilir net tanım ve sınırlamalar içermesi gerekmektedir. Olur olmaz her tanım şikayetçinin "benim dünya görüşüme göre bu kelime hakarettir" demesi karşısında basın çalışanlarını yargılama ve cezalandırılma ile karşı karşıya bırakacaktır. 
Bunu basın yayın yoluyla gerçekleştirecek olursanız, bu anlamda da ağırlaştırılması suretiyle üçte bir oranında artırılacağından dolayı, gazeteciler için hakaret suçunun cezası bundan böyle 3 ay ile 4,5 yıl arasında değişecek olan hapis cezasıdır. 
Basın Yasası'nda mevcut para cezası hapse çevrilemez kavramı TCK'da yer almamaktadır. 
Dikkat çekmek istediğim bir nokta da; Türk Ceza Kanunu'nun bu maddesinden yargılanmamak ve ceza almamak için , hedef aldığınız kişi ya da kuruma dair açıkça belli etmeksizin ima yoluyla yazdığınız yazı ya da haber nedeniyle Kanunun 126. maddesinde "mağdurun belirlenmesi" başlığı ile düzenlenmiş olan hakaret suçunun işlenmesi durumudur. 

Mağdurun belirlenmesi
MADDE 126. - (1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.
GEREKÇE: Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu madde ile suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı halinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir. 
Madde, aslında usul hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır. 
YORUM:
Bu düzenleme ile imanızdan hedef aldığınız kişinin belli olması halinde TCK'nın 125. maddesindeki hakaret suçu oluşmuş kabul edilir. 
Eski TCK'da da benzer hüküm bulunmaktaydı. Bu isnatla ilgili olmak üzere "imayla dahi yapılmış olsa" deniyordu. Bu suçun tanımı 126. maddede çok daha açık bir hale getirilmiştir. İmayla veya isim saklama yoluyla bile olsa hem isim belirtilmiş hem de hakaret açıklanmış sayılarak suçun oluştuğu kabul edilir.

IV- Kişinin hatırasına hakaret
MADDE 130- (1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır. 
GEREKÇE: 
Madde metninde, bir bağımsız suç olarak ölünün hatırasına hakaret suçu düzenlenmiştir. Genel olarak hakaret suçu ancak hayatta bulunan kişilere karşı işlenebilir. Çünkü, onur ve şeref, ancak yaşayan kişiler açısından söz konusudur. Ölen bir kişinin ancak hatırasına hakaretten, saygısızlıktan söz edilebilir. 
Ölen kimsenin hatırasına hakaretin cezalandırılabilmesi için bunun en azından üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu suçun alenen veya basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. 
YORUM:
Maddenin ikinci fıkrasında ölenin ceset veya kalıntıları ya da mezarı üzerinde tasarrufta bulunmak suretiyle tahkir edilmesi hâlinde, birinci fıkraya göre ceza verileceği hüküm altına alınmıştır. Örneğin, cesedi parçalanarak, mezarı tahrip edilerek veya çeşitli suretlerde kirletilerek, ölenin hatırasına hakaret edilmiş olabilir. Bu durumlarda, söz konusu suçun temel şeklinin oluşacaktır. Bu fiiller, alenen gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle,bu durumlara suçun alenen işlenmiş olması durumunda ceza öngörülmüştür. 
Mezarın tahrip edilmesinin veya kirletilmesinin ayrı bir suç oluşturması durumunda , her iki suçun öngördüğü ceza hükümleri için fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir. 
Ölen bir kimsenin hatırasına basın ve yayın yoluyla hakarette bulunulduğunda; fiilin basit halinde üç aydan iki yıla kadar olan hapis cezası veya adli para cezası üçte bir oranında artırılacaktır. (Hapis) ve (Adli para cezası) kelimeleri arasında (ve) değil de (veya) bağlacı bulunduğundan maddedeki cezanın seçimlik ceza olduğu, mahkemenin duruma göre ikisinden birini tercih edecektir.
T.C.K.m 131/f2 maddesindeki düzenlemeye göre ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoy akrabaları, eşi, kardeşleri şikayette bulunabilir.
Bu maddede, birisinin ölümünden sonra onun hatırasına hakaret ayrıca suç sayılmıştır. Bu madde eskiden basın yayın yoluyla işlenmesi halinde üçte bir oranında artırılması öneriliyordu. Basın özgürlüğü adına bu suçun basın yayın yoluyla işlenmesi durumuna artırım getirilmemiştir.
 
Sonraki sayfa

 


Bize link ver  Bize yorum bildir   | Reklam koşulları
Copyright Tayfun Çavuşoğlu / Site kuruluş tarihi: 25 Şubat 2003
 
Sponsored by http://www.bursa-linux.org