|
Türk
Ceza Kanunu Tasarısı'nın basın ve yayın yoluyla işlenen/işlenmesi
mümkün olan suçlar yönünden irdelenmesi ve öneriler
(Türkiye Gazeteciler Federasyonu 17. Başkanlar Konseyi Toplantısı
nedeniyle 14.08.2004 tarihinde Avukat Cevat Özel tarafından
Konya ilinde yapılan sunum)
Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu Tasarısı önce Adalet Alt
Komisyonu'nda görüşülmüş, bu Komisyon 12.05.2004 tarihinde görüşmelerini
tamamlayarak Tasarı'yı Adalet Komisyonu'na sunmuştur. 03.08.2004
tarihli yayın kuruluşlarının verdiği bilgiye göre Adalet
Komisyonu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülebilecek
duruma getirdiği Tasarı'yı bu tarih itibariyle Meclis Başkanlığı'na
tevdi etmiştir. Önümüzdeki Eylül ayı içerisinde Meclis Genel
Kurulu'nda görüşülüp kanunlaşması beklenmektedir.
Yukarıda ana başlığı verilen inceleme dört bölümden ibaret
olup bunlar sırası ile;
A- Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesinin ağırlaştırıcı
sebep veya suçun unsuru sayıldığı hükümler,
B- Suçun basın ve yayın yoluyla da işlenmesi mümkün iken bu
halin ağırlaştırıcı sebep ya da unsur sayılmadığı hükümler,
C- Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlar yönünden de önem
arzeden genel hükümler,
D- Öneriler.
başlıklarını taşıyacaktır.
A- SUÇUN BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENMESİNİN
AĞIRLAŞTIRICI SEBEP VEYA SUÇUN UNSURU SAYILDIĞI HÜKÜMLER:
Tasarı'nın; 91/6, 226, 267, 285/4. maddelerinde düzenlenen suçlarda
fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi suçun unsuru, bunların
dışında kalan; 84/3, 125/4, 130/1, 132/4, 133/3, 134/2, 213, 214,
215, 216, 217, 218, 220/8, 285/3, 288/2, 300/2, 305/1, 306/2, 319/2.
maddelerde zikredilen suçlarda ise ağırlaştırıcı sebebi
olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Böylece Tasarı'nın 22 ayrı
maddesinde fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesinin ya suçun
unsuru ya da ağırlaştırıcı sebebi sayıldığı anlaşılmaktadır.
I- İntihar
MADDE 84- (1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının
intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına
herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan
sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin basın
ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, kişi dört yıldan on yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği
gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk
edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara
mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme,
teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da
başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme
fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye
sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya
yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın
etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim
ortay çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya
koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını
sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz
konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken
muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs
olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır.
Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik
eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının
intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri
cezalandırılabilir niteliktedir.
Başlı başına cezalandırılabilir bir fiil olarak intihara yardım,
esas itibarıyla icraî davranışla gerçekleştirilebilir. Ancak,
intiharı önleme konusunda hukukî yükümlülük altında bulunan
kişinin, bir intihar olgusuyla karşı karşıya olmasına rağmen,
bu intihar girişimini engellememesi, bu girişim karşısında kayıtsız
davranması; intihara ihmali davranışla yardım olarak
nitelendirilmek gerekir. Ancak, bunun için, kişinin intiharı önleme
konusunda hukukî bir yükümlülüğünün olması gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun
neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara
teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin
intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda
intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre
cezanın artırılması gerekmektedir.
Üçüncü fıkrada, başkalarını intihara alenen teşvik
edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi
için, belli bir kişinin muhatap alınması gerekmemektedir.
Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar
itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir
olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi
durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrasında, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını
algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri
intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri
intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı
kabul edilmiştir. Aslında, bu durumda kasten öldürme suçu, mağdurun
kendisinin araç olarak kullanılması suretiyle, yani dolaylı
faillik şeklinde işlenmektedir.
Basın ve yayın yoluyla başkasını intihara alenen teşvik eden
kişi, dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir.
Üstelik bunun için ikinci fıkrada belirtildiği şekilde intiharın
gerçekleşmesi şartı da yoktur. Bu madde, 5187 sayılı Basın
Kanunu'nun 20 nci maddesi ile karıştırılabilir. Kanımızca
Tasarı'daki bu düzenleme belirli bir kişinin intihara teşvik
edilmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Basın Kanunu ise belirli bir
şahsa yönelik olmayan, daha genel mahiyette intihara özendirici
yayın yapılmasından bahsetmektedir.
5187 S.K. Madde 20 - Cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları
hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür
fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar
birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla
cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar
liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.
II- Organ veya doku ticareti
MADDE 91- (1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden
organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması hâlinde, iki yıldan
beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık
eden kişi hakkında birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.
(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla
kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu
saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik
olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara
özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun
ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler
uygulanır.
GEREKÇE:
Madde metninde organ ve doku ticareti suçu tanımlanmıştır.
Birinci fıkraya göre, hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın,
yaşayan kişiden organ veya doku alınması, suç oluşturmaktadır.
Fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hukuken geçerli rıza olması
gerekir. Açıklanan rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli
olacağı ilgili mevzuatta düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada ise, ölüden organ veya doku alınması, ayrı bir
suç olarak tanımlanmıştır. Bu fiili suç olmaktan çıkaran rızanın
hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı, yine ilgili mevzuatta
düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkrada, organ ve doku ticareti, suç olarak tanımlanmıştır.
Söz konusu suçun oluşabilmesi açısından kişiden veya ölüden
organ veya dokunun, hukuka uygun bir şekilde alınmış olup
olmamasının önemi yoktur. Burada önemli olan, organ veya dokunun
para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi
tutulmasıdır. Bu bakımdan, söz konusu suç, çok failli bir suç
niteliği taşımaktadır.
Dördüncü fıkraya göre, bir ila üçüncü fıkralarda tanımlanan
suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde,
daha ağır cezalara hükmedilecektir. Ancak, bu hüküm, ayrıca suç
işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüte üye
olmak suçundan dolayı cezalandırılmaya engel teşkil
etmemektedir.
Beşinci fıkrada, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ
veya dokunun saklanması, nakledilmesi veya aşılanması; altıncı
fıkrada ise, organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya
reklam verilmesi veya yayınlanması, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Yedinci fıkraya göre, bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel
kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi
hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasında, birinci fıkrada tanımlanan suçun
işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna
ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Aslında bu
durumda netice sebebiyle ağırlaşmış suç hâli söz konusudur.
Ancak, bu tür fiilleri gerçekleştiren kişinin meydana gelen ölüm
neticesi açısından en azından olası kastla hareket edebileceği
düşünülmüştür.
Maddenin altıncı fıkrası belli bir çıkar karşılığında
organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam verenlerle
yayınlayanları bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır.
Adalet Alt Komisyonu'nca kabul edilen metinde bulunmayan "belli
bir çıkar karşılığında" unsurunun Adalet Komisyonu tarafından
eklenmesi isabetli olmuştur. Böylece herhangi bir çıkar gözetmeksizin
organ ve doku teminine yönelik ilan verilmesi ve bu ilanın yayınlanması
hali suç olmaktan çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece herhangi
bir çıkar amaçları olmadan hayati tehlike içerisinde olan yakınlarına
organ ve doku temini için ilan verenlerin cezalandırılmalarının
önüne geçilmiş olmaktadır.
III- Hakaret
MADDE 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını
rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya
da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin
onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, altı aydan iki yıla
kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun
gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin en az
üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü
bir iletiyle islenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen
cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve
kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından,
mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından
dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden
bahisle,
işlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın
ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden
dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suç kurulu oluşturan üyelere
karşı işlenmiş sayılır.
GEREKÇE:
Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin
cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref,
haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler
nezdindeki saygınlığıdır.
Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen hakaret
ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya
olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden
bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde
isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad
olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması
bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek
olduğunun isbat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.
Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak
yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur.
Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil
veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu
oluştururlar. Örneğin, bir kimseye "serseri", "alçak",
"hayvan" denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu
değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak "hırsız",
"rüşvetçi", "sahtekâr", "fahişe"
gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır.
Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık
izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye
"kör", "şaşı", "topal",
"kambur", "kel" vs. demekle; kişiye
"psikopat", "frengili" veya "aidsli"
demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.
Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye
matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında
küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî
kanaatin isnat edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin,
bir kişiye "faşist", "komünist" veya "mürteci"
demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen
sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü
nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hakim olan telâkkileri,
örf ve adetleri göz önünde bulundurmak gerekir.
Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda
huzurda hakaret söz konusudur.
Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır
bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir
surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur.
Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun
gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi
gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun
oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat
ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında
bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti
gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun
gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi
muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli,
yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde,
birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul
edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf,
telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret
olarak cezalandırılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine
karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli
olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî,
sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından,
değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin
mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi
hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm
altına alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi,
bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için
aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla
belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir
olmasıdır.
Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda
artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine
görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında hakaret ve sövme suçunun
basit hali, (3) numaralı fıkrasında ise hakaret suçunun
nitelikli hali düzenlenmiş olup (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesi
hakaretin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde faile
verilmesi gereken temel cezanın üçte bir oranında artırılması
gereğini vurgulamaktadır.
IV- Kişinin hatırasına hakaret
MADDE 130- (1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az
üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla
kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza,
hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın
yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır.
(2) Bir ölenin kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan
veya ceset ve kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi
üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, bir bağımsız suç olarak ölünün hatırasına
hakaret suçu düzenlenmiştir. Genel olarak hakaret suçu ancak
hayatta bulunan kişilere karşı işlenebilir. Çünkü, onur ve şeref,
ancak yaşayan kişiler açısından söz konusudur. Ölen bir kişinin
ancak hatırasına hakaretten, saygısızlıktan söz edilebilir.
Ölen kimsenin hatırasına hakaretin cezalandırılabilmesi için
bunun en azından üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
Bu suçun alenen veya basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır
cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ölenin ceset veya kalıntıları ya da
mezarı üzerinde tasarrufta bulunmak suretiyle tahkir edilmesi hâlinde,
birinci fıkraya göre ceza verileceği hüküm altına alınmıştır.
Örneğin, cesedi parçalanarak, mezarı tahrip edilerek veya çeşitli
suretlerde kirletilerek, ölenin hatırasına hakaret edilmiş
olabilir. Bu durumlarda, söz konusu suçun temel şeklinin oluşacağı
muhakkaktır. Ancak, bu fiiller, aynı zamanda alenen gerçekleşmektedir.
Bu nedenle, söz konusu durumlara suçun alenen işlenmiş olması
dolayısıyla cezaya hükmedilmelidir.
Mezarın tahrip edilmesinin veya kirletilmesinin ayrı bir suç oluşturması
karşısında, bu durumlarda fikri içtima hükümlerinin uygulanması
gerektiği de ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır.
Ölen bir kimsenin hatırasına basın ve yayın yoluyla hakarette
bulunulduğunda; fiilin basit halinde üç aydan iki yıla kadar
olan hapis cezası veya adli para cezası üçte bir oranında artırılacaktır.
(Hapis) ve (Adli para cezası) kelimeleri arasında (ve) değil de
(veya) bağlacı bulunduğundan maddedeki cezanın seçimlik ceza
olduğu, mahkemenin duruma göre ikisinden birini tercih edeceği aşikardır.
131 inci maddedeki düzenlemeye göre ölenin ikinci dereceye kadar
üstsoy ve altsoy akrabaları, eşi, kardeşleri şikayette
bulunabilir.
V- Haberleşmenin gizliliğini ihlâl
MADDE 132- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini
ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para
cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin
kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı
olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın
rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla
kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın
yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin
ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin
öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin
ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi
yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla,
elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli
olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz
konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle
ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak,
bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yanı konuşulanların
veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun
nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının
ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli
hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin
soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar
çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka
uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin
hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada
tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci
fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla,
yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla
oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça
vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki
telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya
mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya
okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık,
henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma
içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar
bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde,
bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan
haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın
alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl
etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi
için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin
kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası
dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır.
Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında
alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için
bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde,
söz konusu suç oluşacaktır.
Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin
basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya
üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artırılması
öngörülmüştür.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre; kişiler arasındaki haberleşme
içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması durumunda 132
nci maddenin (1), (2) ve (3) üncü fıkralarındaki temel cezalar
yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın ilk cümlesi
ile üçüncü fıkradaki cezalar seçimlik ceza, birinci fıkranın
ikinci cümlesi ile ikinci fıkradaki cezalar ise hapis cezasıdır.
VI- Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
MADDE 133- (1) Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları,
taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle
dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki
aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Katıldığı bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası
olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aya kadar hapis
veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(3) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde
edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek
olan bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren
veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi, altı
aydan iki yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile
cezalandırılır. Bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması
hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların
dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.
Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni
olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı
yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi
arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel
gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan
konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda
kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.
Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir
dinleme aletiyle izlenmesi veya kayda alınması ile oluşur. Söz
konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi
birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın
taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan
konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin
rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan
suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece
elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması
veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin
bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır. Bu
konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması,
daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesine göre (1), (2) ve
(3) üncü fıkralarda özellikleri zikredilen konuşmaların basın
ve yayın yoluyla yayınlanması halinde ilk üç fıkraya göre
tayin edilecek temel cezalar üçte bir oranında artırılacaktır.
İkinci fıkradaki ceza seçimlik, ilk fıkradaki ceza hapis, üçüncü
fıkranın ilk cümlesindeki ceza ise hapisle birlikte adli para
cezasıdır.
VII- Özel hayatın gizliliğini ihlâl
MADDE 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl
eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası
ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması
suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan
az olamaz.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa
eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında
artırılır.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında, metninde özel hayatın gizliliğinin
ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına
girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün
olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi
cezalandırılmaktadır.
İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan
herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına
verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın
ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü
veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç
olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler, örneğin soruşturma
kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği
gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde
edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş
olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla,
yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur.
Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan özel
hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi,
duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç
oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması,
söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesine göre; birinci fıkra
ile ikinci fıkranın birinci cümlesinde zikredildiği şekilde kişinin
özel hayatın gizliliğinin ihlali sonucu elde edilen görüntülerin
basın ve yayın yoluyla ifşa edilmesi durumunda öngörülen temel
cezalar yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın ilk cümlesinde
ceza seçimlik olmasına karşın aynı fıkranın ikinci cümlesindeki
ceza miktarı bir yıldan aşağı olmamak üzere hapistir. Dolayısıyla
ikinci cümlede seçimlik ceza söz konusu değildir. Keza ikinci fıkranın
ilk cümlesindeki ceza da seçimlik olmayıp bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezasıdır.
VIII- Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit
MADDE 213- (1) Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak
amacıyla, hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da
malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun silâhla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, kullanılan
silâhın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir.
GEREKÇE:
Bölüm başlığı "Kamu Barışına Karşı Suçlar"
olarak belirlenmiştir. Kamu barışı kavramından, bireyler arasındaki
ilişkilerde hukukun egemen olduğu toplum düzeni anlaşılmalıdır.
Bireylerin taşıdığı, barış esasına dayalı bir hukuk
toplumunda yaşadıklarına dair duygunun da, kamu barışı kavramı
içerisinde düşünülmesi gerekmektedir. Bu kavram, kamu güvenliği
kavramından daha geniş bir anlam içeriğine sahiptir.
Madde ile, ülkenin belli bir bölgesinde yaşayan halkın hayat, sağlık,
vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından
tehdit edilmesi, suç hâline getirilmiştir. Suçun oluşması için
belirli kişi veya kişilerin değil fakat gayri muayyen kişilerden
oluşan kitlelerin tehdide muhatap olması aranır. Tehdidin halkın
hayatı, sağlığı, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da
malvarlığı bakımından bir korku, endişe veya panik meydana
getirmek amacıyla yapılmış olması gereklidir. Endişe, korku ve
panik kelimeleri halkta meydana gelecek telaş hâlinin değişik
derecelerde olabileceğini ifade amacıyla kullanılmıştır. Suçun
oluşması bakımından bu hâllerin fiilen gerçekleşmiş olması
aranmaz. Tehdidin objektif olarak böyle bir hâle sebebiyet
verebilecek nitelikte olması yeterlidir.
İkinci fıkrada, fiilin silâhla işlenmesi hâli, silâhın niteliği
de dikkate alınarak bir ağırlaştırıcı sebep olarak öngörülmüştür.
Ortak hüküm mahiyetindeki 218 inci maddenin son fıkrasındaki düzenlemeye
göre basın ve yayın yoluyla halk arasında korku ve panik
yaratmak amacı ile tehdit suçu işlendiğinde 213 üncü maddenin
birinci fıkrasındaki ceza yarı oranında artırılacaktır. İkinci
fıkra tehdit suçunun silahla işlenmesi halini düzenlediğinden
konumuzla ilgisi bulunmamaktadır.
IX- Suç işlemeye tahrik
MADDE 214- (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi,
altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak,
birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi hâlinde, tahrik eden kişi,
bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında, suç işlemeye alenen tahrik fiili, iştirak
ilişkisinden bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Burada
bir tehlike suçu söz konusu olduğundan, suç işlemeye tahrik suçunun
tamamlanabilmesi için tahrik konusu suçların işlenmesi
gerekmemektedir. Suç işlemek için tahrik, aslında tahrik konusu
suça bir hazırlık hareketi niteliğindedir. Ancak aleni olarak
gerçekleştirilen bu tür fiillerin, kamu barışı açısından
ifade ettiği tehlike nedeniyle, zararlı neticenin doğmasını
beklemeden ve iştirak kurallarından bağımsız olarak ceza yaptırımı
altına alınması gerekmiştir. Burada önemli olan, belirli
olmayan kimselerin suç işlemeye tahrik edilmesidir. Eğer muayyen
kişiler, belli bir suçu işlemek için teşvik veya azmettirilmiş
ise, meselenin iştirak kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi
gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, halk kesimlerinin silâhlı şekilde
birbirlerine karşı öldürmeye tahrik edilmesi iştirak hükümlerinden
bağımsız olarak cezalandırılmaktadır. Suç, halkın bir kısmını
diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye
tahrik edilmesiyle oluşur. Suçun tamamlanabilmesi için öldürmenin
ya da fiili saldırının başlaması gerekmez. Belirli kişilerin
öldürülmesinin istenmesi, tahrikin bu doğrultuda yapılmış
olması hâlinde; fıkra hükmü uygulanmaz. Bu hâlde de konunun iştirak
kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Üçüncü fıkra hükmüne göre, tahrik konusu suçların işlenmesi
hâlinde, tahrikçi bu suçların her birinden dolayı azmettiren sıfatıyla
sorumlu olacaktır.
218 inci maddedeki düzenleme, 214 üncü maddenin birinci ve üçüncü
fıkralarındaki suç işlemeye tahrik suçunun basın ve yayın
yoluyla işlenmesi durumunda temel cezanın yarı nispetinde artırılacağını
hüküm altına almaktadır. 214 üncü maddenin ikinci fıkrası
halkın bir kısmının diğer kısma karşı silahlandırılarak
birbirini öldürmeye tahrik edilmesi ile ilgili olduğundan konumuz
dışındadır.
X- Suçu ve suçluyu övme
MADDE 215- (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan
dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde suçu veya suçluyu övme suçu tanımı yapılmıştır.
Buna göre suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu
veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi
gerekmektedir. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna
uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hâli de
cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişinin övülmesi hâlinde,
aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övülmektedir.
İşlenmiş olan suçlar ile suç işlemiş kişiler basın ve yayın
yoluyla övüldüğünde 218 inci maddeye göre temel ceza yarı
oranında artırılacaktır. Evvelce işlenmiş somut bir suçu, suç
işlediği bilinen belirli bir şahsı övme mahiyetinde olmayan
methüsenaların madde kapsamı dışında tutulduğu anlaşılmaktadır.
XI- Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
MADDE 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge
bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir
kesimi aleyhine kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa
alenen tahrik eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep,
cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan
kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan
kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde,
altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Birinci fıkrada tanımlanan "Halkı kin ve düşmanlığa
tahrik" suçu, hukuk devleti olma standardı yüksek olan birçok
ülkenin Ceza Kanunlarında yer almaktadır. Hiçbir devlet, vatandaşları
arasında, muayyen özelliklere sahip bir kesiminin diğer kesimi
aleyhine kin ve düşmanlığa, öç almayı gerektirecek şiddetli
nefrete yönlendirilmesine seyirci kalamaz.
Öte yandan çağdaş dünyada, gelişmenin temel dinamiği olarak düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyeti kabul edilmektedir. Bu bağlamda; kişilerin
düşündüklerini hür bir ortamda söyleyebilmeleri, demokratik
toplumun varlığı için zaruri sayılan unsurlardandır. Söz
konusu suç tanımı, bu düşünceler dikkate alınarak yapılmıştır.
Suçu oluşturan "tahrik", soyut saygısızlık ve reddin
ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini
sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak
elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli,
halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz
çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta
bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakımından
yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde,
ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması
gerekir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum
kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut
duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır.
Kin, "öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık
hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl"; düşmanlık
ise, "husumet beslenen konuya karşı düşünerek,
tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin
duygusu" olarak da tanımlanabilir. Şu hâlde kin ve düşmanlık;
"husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye,
öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik
hareketlerin zemini oluşturan psikolojik bir hâl" olarak açıklanabilir.
Fıkra metninde; fiilin kamu güvenliğini tehlikeye düşürecek biçimde
yapılması arandığı için, suç; soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılmış,
somut tehlike suçu hâline getirilmiştir. Bu suretle, çağdaş
hukuktaki soyut tehlike suçlarını azaltma yönündeki eğilim
dikkate alınmış, temel hak ve hürriyetlerin kullanım alanı
genişletilmiştir. Bu düzenleme sayesinde "kin ve düşmanlık"
ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece "şiddet içeren
ya da şiddeti tavsiye eden tahrikler" madde kapsamında değerlendirilebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında halkın sosyal sınıf ırk din mezhep
cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin alenen aşağılanması
suç sayılmıştır. Suçun oluşması için fıkrada belirtilen özelliklere
sahip ve halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin
aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir. Bu fıkrada, kamu barışını
korumak amacıyla halk kesimlerinin alenen aşağılanması, suç
olarak tanımlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında bir halk kesiminin benimsediği dinî
değerlerin alenen aşağılanması, suç hâline getirilmiştir.
Fiilin cezalandırılabilmesi için, "kamu barışını bozmaya
elverişli" olması gerekir.
Maddenin üç fıkrasında düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa
tahrik veya aşağılama filinin basın ve yayın yoluyla işlenmesi
durumunda birinci fıkradaki bir yıldan üç yıla kadar, ikinci ve
üçüncü fıkralardaki altı aydan bir yıla kadar hapis cezaları
218 inci madde uyarınca yarı oranında artırılacaktır.
XII- Kanunlara uymamaya tahrik
MADDE 217- (1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi,
tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı
aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Bu maddede halkın, kanunlara uymamaya tahrik edilmesi suç hâline
getirilmiştir. Tahrik fiilinin "kamu barışını bozmaya
elverişli" olması aranarak, bu suçun somut tehlike suçu
olduğu vurgulanmıştır.
Halkın, kamu barışını bozmaya elverişli olaak şekilde
kanunlara uymamaya tahrik edilmesi eyleminin basın ve yayın
yoluyla işlenmesi durumunda yine ortak hüküm mahiyetindeki 218
inci maddeye göre temel ceza yarı oranında artırılacaktır.
XIII- Ortak hüküm
MADDE 218- (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın
ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
GEREKÇE:
Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın yayın yolu ile
işlenmesi, bu suçlar açısından daha ağır cezayı gerektiren
nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.
Yukarıda 213, 214, 215, 216 ve 217 nci maddeler altındaki kısa açıklamalarda
da zikredildiği üzere bu maddelerdeki suçların basın ve yayın
yoluyla işlenmesi halinde verilecek temel cezaların yarı oranında
artırılması hüküm altına alınmıştır.
XIV- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
MADDE 220- (1) Suç işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler,
örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve
gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde,
iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar,
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde,
ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen
bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi,
ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte,
örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi
olarak cezalandırılır.
(8) Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan
üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın
ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
GEREKÇE:
Kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla örgüt
kurmak veya yönetmek ile, bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak,
işlenmesi amaçlananlardan ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Örgüt kurmak, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece
bir araç niteliğindedir. Suç işlemek için örgüt kurmak,
toplum düzenini tehlikeye sokmaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki,
suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede bir kolaylık sağlamaktadır.
Bu nedenlerle, işlenmesi amaçlan suçlar açısından hazırlık
hareketi niteliğinde olan bu fiiller, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Bu suç tanımı ile korunan hukukî değer, kamu güvenliği ve barışıdır.
Kamu güvenliği ve barışının bozulması ise, bireyin güvenli,
barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyecektir. Bu nedenle söz
konusu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasada güvence altına
alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı
da korunması amaçlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt
kurmak veya yönetmek suçu tanımlanmıştır. Bu bakımdan, söz
konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik
hareketler, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmektir.
Örgüt, soyut bir birleşme değildir, bünyesinde hiyerarşik bir
ilişki hakimdir. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında
gevşek bir nitelik taşıyabilir. Bu ilişki dolayısıyla örgüt,
mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı
niteliğini kazanmaktadır.
Örgütün varlığı için suç işlemek amacı etrafındaki fiilî
birleşme yeterlidir. Örgüt, niteliği itibarıyla, devamlılık
arzeder. Bu itibarla, kişilerin belli bir suçu işlemek için bir
araya gelmesi hâlinde, örgüt değil, iştirak ilişkisi
mevcuttur. İştirak ilişkisinden bahsedebilmek için, suç
ortakları nezdinde suçun, konu veya mağdur bakımından somutlaşması
gerekir. Buna karşılık, örgüt yapılanmasında, işlenmesi amaçlanan
suçların konu veya mağdur itibarıyla somutlaştırılması
zorunlu değildir.
Madde metninde, suç işlemek amacına yönelik örgütün varlığı
için asgari üye sayısı belirlenmemiştir.
Suç işlemek için örgüt kurulması bir somut tehlike suçudur.
Her ne kadar en az iki kişinin belli amaç etrafında suç işlemek
üzere devamlı surette fiilen birleşmesi suretiyle örgüt meydana
gelebilirse de; kurulan örgüt, güdülen amaç bakımından somut
bir tehlike oluşturmayabilir. Bu nedenle, örgütün yapısı,
sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan
suçları işlemeye elverişli olması aranmalıdır. Bu bakımdan,
örneğin sadece iki kişinin bir araya gelmesi, devletin ülke bütünlüğünü
bozmaya yönelik suçları işleme açısından somut bir tehlike taşımayabilir;
buna karşılık, ekonomik çıkar sağlamaya yönelik suçlar açısından
elverişli olabilir.
Bu suç, bir amaç suç niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, söz
konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Kişiler, suç işlemek
amacıyla bir örgütlenme yapısı içinde bulunmalıdırlar. İşlenmesi
amaçlanan suçların türü veya niteliği, sadece bu suç için öngörülmüş
olan alt ve üst sınırlar arasında somut cezanın belirlenmesinde
dikkate alınabilir.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye
olmak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Örgüte üye
olmak, fiilî bir katılmadır. Örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin
rızasının varlığına gerek yoktur. Tek taraflı iradeyle de katılmak
mümkündür.
Üçüncü fıkraya göre, örgütün silâhlı olması, bir ve
ikinci fıkrada tanımlanan suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmasını
gerektiren nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Suç örgütünün
silâhlı olup olmaması veya sahip olunan silâhların cins,
nitelik ve miktarı, somut tehlikenin belirlenmesi veya var olan
somut tehlikenin ağırlığı bakımından dikkate alınmalıdır.
Dördüncü fıkraya göre, örgütün faaliyeti çerçevesinde suç
işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunacaktır.
Bir veya ikinci fıkrada tanımlanan suçlardan dolayı cezaya hükmedilebilmesi
için, ayrıca örgütün amacı çerçevesinde bir suçun işlenmesi
gerekmez. Örgütün faaliyeti çerçevesinde ayrıca suç işlenmesi
hâlinde, hem bir veya ikinci fıkrada tanımlanan suçtan hem de
amacı oluşturan suçtan dolayı gerçek içtima kurallarına göre
cezaya hükmedilmelidir.
Maddenin beşinci fıkrasında, örgüt yöneticilerinin, örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca
fail olarak cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Örgüt
yapısı içinde, kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına
uygun bir görev verilen kişi bu görevini yerine getirmezse, hemen
yerine bir diğeri rahatlıkla ikame edilebilmektedir. Bu nedenle,
örgütün yöneticisi konumunda olan kişiler, örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail
olarak sorumlu tutulmalıdırlar.
Altıncı fıkraya göre, örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde
olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kimsenin örgüt üyesi
olarak kabul edilmesi ve bu nedenle de sorumlu tutulması gerekir.
Yedinci fıkrada, örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde
olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet
eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür.
Bu nedenle, "örgüte yardım ve yataklık" adıyla ayrı
bir suç tanımlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz
konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak
dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir.
Maddenin sekizinci fıkrasında, örgütün veya amacının
propagandasının yapılması suç olarak tanımlanmıştır. Bu
propagandanın basın ve yayın yolu ile işlenmesi, suçun temel şekline
göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
Maddenin ilk yedi fıkrası basın ve yayın yoluyla işlenmesi mümkün
olmayan fiilleri düzenlemektedir. Sekizinci fıkranın ilk cümlesinde
zikredilen örgütün veya amacının propagandasının basın ve
yayın yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda ilk cümlede öngörülen
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ikinci cümleye göre yarı
oranında artırılabilecektir. Hemen hemen aynı konuyu düzenleyen
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 nci maddesinin ikinci
ve son fıkralarının getirilen yeni hüküm karşısında tekrar gözden
geçirilmesinde yarar olduğu muhakkaktır.
3713 sayılı terörle Mücadele Kanunu Madde 7 - 3 ve 4 üncü
maddelerle Türk Ceza Kanununun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315 inci
maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci
maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa
olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler
beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon
liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan
beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon
liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
(Değişik fıkra: 30/07/2003 - 4963 S.K./30. md.) Yukarıdaki fıkra
uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya
şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek
şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa
bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon
liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezası verilir.
Bu yardım; dernek, vakıf, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına
veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya
eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğretim yurtlarında
veya bunların eklentilerinde yapılırsa ikinci fıkradaki cezaların
iki katı hükmolunur.
Ayrıca; dernek, vakıf, sendika ve benzeri kurumların teröre
destek oldukları tespit edildiğinde faaliyetleri durdurulur ve
mahkemece kapatılır. Kapatılan bu kuruluşların mal varlıklarının
müsaderesine karar verilir.
Yukarıdaki 2 nci fıkrada belirtilen örgütle ilgili propaganda suçunun
5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen
mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de
mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış
miktarının; yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir.
Ancak, bu para cezaları yüzmilyon liradan az olamaz. Bu
mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının
yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
XV- Müstehcenlik
MADDE 226- (1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya
sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren,
okuyan, okutan veya dinleten,
b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği
yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde
sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,
c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa
veya kiraya arzeden,
d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri
dışında, satışa arzeden, satan veya kiraya veren,
e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya
dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,
f) Bu ürünlerin reklamını yapan,
kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası
ile cezalandırılır.
(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu
ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı
aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası
ile cezalandırılır.
(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin
üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar
hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arzeden, satan,
nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının
kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin
güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde
veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin
yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye
sokan, satışa arzeden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının
kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla
kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın
ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden
ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan
kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar
adli para cezası ile cezalandırılır.
(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü
güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(7) Üçüncü fıkra hariç bu madde hükümleri bilimsel, sanatsal
ve edebi eserler açısından uygulanmaz.
GEREKÇE:
Madde metninde, müstehcenlik ve çocukların bu tür zararlı yayınlara
karşı korunmasına ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında müstehcenlikle ilgili çeşitli
davranışlar, suç olarak tanımlanmıştır. Fıkranın (a)
bendinde, bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren
ürünlerin verilmesi ya da bunların içeriğinin gösterilmesi,
okunması, okutulması veya dinletilmesi; (b) bendinde ise, bunların
içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği
yerlerde ya da alenen gösterilmesi, görülebilecek şekilde
sergilenmesi, okunması, okutulması, söylenmesi veya söyletilmesi,
suç olarak tanımlanmıştır.
Fıkranın (c) bendine göre, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri
içeren ürünlerin, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa
veya kiraya arzedilmesi, suç oluşturmaktadır. (d) bendine göre,
bu ürünler, ancak, bunların satışına özgü alışveriş
yerlerinde, erişkin kişilere satılabilir veya kiraya verilebilir.
Bu itibarla, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin
satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa veya
kiraya arzedilmesi, satılması veya kiraya verilmesi, suç olarak
tanımlanmıştır.
Fıkranın (e) ve (f) bentlerine göre; müstehcen görüntü, yazı
veya sözleri içeren ürünlerin, sair mal veya hizmet satışları
yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak başkalarına verilmesi
veya dağıtılması ya da reklamının yapılması, suç oluşturacaktır.
Seçimlik hareketler olan bu fiillerin işlenmesi suretiyle bir
kazanç elde edilebileceği için, bu suçun karşılığında hapis
cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında, müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin
basın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık
edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Üçüncü fıkrada, müstehcenliğe karşı çocukları korumaya yönelik
iki ayrı suç tanımına yer verilmiştir. Bunlardan birincisi; müstehcen
görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların
kullanılması suretiyle oluşmaktadır. İkinci suçu ise, bu ürünlerin
ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa arzı, satışı,
nakli, depolanması, ihracı, bulundurulması ya da başkalarının
kullanımına sunulması fiillerinden birinin işlenmesiyle oluşmaktadır.
Dördüncü fıkraya göre; şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş
insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel
davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünlerin
üretilmesi, ülkeye sokulması, satışa arzı, satışı, nakli,
depolanması, başkalarının kullanımına sunulması veya
bulundurulması fiilleri suç oluşturmaktadır. Bu hükümle,
belirtilen içerikte olan ürünler açısından mutlak bir yasak
getirilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasına göre; üç ve dördüncü fıkralardaki
suçların konusunu oluşturan ve müstehcenlik bakımından mutlak
yasak kapsamına giren ürünlerin içeriğinin basın ve yayın
yolu ile yayınlanması, yayınlanmasına aracılık edilmesi ya da
çocukların görmesinin, dinlemesinin veya okumasının sağlanması,
ayrı bir suç oluşturmaktadır.
Son fıkrada ise, bu madde kapsamında tanımlanan suçlardan dolayı,
tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı
kabul edilmiştir.
Tasarı'nın Tanımlar başlıklı altıncı maddesinin (b) bendine
göre çocuk; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişidir. Müstehcenlik
başlıklı 226 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b)
bentleri, üç, beş ve yedinci fıkraları müstehcenlik kavramı
bakımından çocuklara has özel düzenlemeler getirmiştir ki
gayet yerindedir.
Maddenin ilk beş fıkrası; basın ve yayın yoluyla işlenen/işlenebilecek
olan fiilleri düzenlemekte, altıncı fıkrası; fiillerin tüzel
kişilerin temsilcileri tarafından işlenmesi durumunda tüzel kişilere
özel güvenlik tedbirleri hükmolunması ile ilgili hükmü
getirmekte, yedinci fıkrası ise; bu madde hükümlerinin bilimsel
eserlere, üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması
engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında
uygulanmayacağına ilişkin hükümler ihtiva etmektedir.
Bir eserin müstehcen olup olmadığı ya da bilimsel, sanatsal ve
edebi değeri bulunup bulunmadığı hususu herhalde Başbakanlık Küçükleri
Muzır neşriyattan Koruma Kurulu ya da ilgili mahkemece tayin
olunacak uzman bilirkişilerce tespit olunacaktır.
XVI- İftira
MADDE 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette
bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde,
hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari
bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka
aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması
hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı
veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun
aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında
başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı
veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun
bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde;
iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna
ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet
hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla
kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde,
mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
Ancak, bu durumda hükmolunacak ceza beş yıldan az olamaz.
(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış
ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7) İftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası dışında
adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; iftira eden kişi,
üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin
sabit olduğu tarihten başlar.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı
verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın
organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil olunur.
GEREKÇE:
Madde metninde, iftira suçu tanımlanmıştır.
İftira, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya
da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye
hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.
İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturabilir. Bu
fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını
veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de bu suçun
konusunu oluşturabilir.
Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak
suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekir.
Kişiye karşı suç isnadı ihbar veya şikâyet suretiyle yapılmış
olabilir. Dolayısıyla, ihbar veya şikâyetin yapılabileceği her
makam nezdinde yapılan isnadla iftira suçu işlenebilir. Başlatılmış
olan hukuk veya ceza muhakemesi sürecinde davanın tarafı, sanık
veya tanık konumundaki kişiler de, bulundukları beyanlarla iftira
suçunu işleyebilirler.
Gazete veya diğer kitle iletişim araçlarında yayın yapılması
suretiyle bir kişiye suç isnadında bulunulması hâlinde de
iftira suçu oluşur.
Cumhuriyet savcıları, kamu adına re'sen soruşturulabilen suçlarla
ilgili olarak yayınlanan haberleri ihbar kabul ederek, soruşturma
başlatmaktadırlar. Bu bakımdan, basın ve yayın yolu ile bir kişiye
gerçeğe aykırı olarak hukuka aykırı fiil isnad edilmesi hâlinde,
iftira suçu oluşur.
Kişiye isnad edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi,
kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir.
Kişi suç teşkil eden bir fiili işlemiştir. Fakat bu suça ilişkin
ihbar veya şikâyette bulunan, fiile, suç olarak niteliğini değiştirecek
bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Şöyle ki; fiil, sahibinin
bilgisi ve rızası dışında malını almaktan ibarettir. Ancak,
bildirimde bulunan, bunun cebir veya tehditle işlendiği iddiasında
bulunmuştur. Bu ilâve unsurlar açısından iftira suçu oluştuğunu
kabul etmek gerekir.
İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin
ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma
sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.
İftira suçunun oluşabilmesi için, kendisine hukuka aykırı fiil
isnat edilen kişinin bu fiili işlemediğinin bilinmesi gerekir. Bu
bakımdan, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Başka
bir deyişle iftira suçu muhtemel kastla işlenemez. Bu suçun oluşabilmesi
için, ayrıca, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi
hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari
bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi
gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde
belirtilen amacın varlığı gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, iftira konusunu oluşturan haksız
fiilin maddî eser ve delillerinin uydurulması hâlinde, verilecek
cezanın belli oranda artırılması gerekmektedir.
Maddenin üç ila yedinci fıkralarında, iftira sonucu meydana
gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip
edileceği gösterilmektedir.
Sekizinci fıkrada, iftira suçunda zamanaşımı bakımından sürenin
hangi tarihten itibaren başlayacağı hususunda özel bir hüküm
yer almaktadır. İsnat edilen suç dolayısıyla yapılan kovuşturma
sonucu hükmün kesinleşmesiyle, iftiranın sabit olabileceği ve
dolayısıyla takibata girişileceği aşikâr olduğundan böyle
bir hükme olan zorunluluk meydandadır.
Maddenin son fıkrasında, basın ve yayın yoluyla işlenen iftira
suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararının, aynı veya eşdeğerde
basın ve yayın organıyla ilan olunması ve ilan masrafının hükümlüden
tahsil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
İftira başlıklı 267 nci maddenin ilk fıkrasında, halen
mer'iyette bulunan TCK.nun aynı suçu düzenleyen 285 inci
maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, gelecekte basın ve yayın
organları aleyhine sonuç doğurabilecek çok önemli bir değişikliğe
gidildiği hemen fark edilmektedir. Evvelce bu suçun teşekkülü için
adliyeye veya keyfiyeti adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya
kanuni takip yapacak veya yaptırabilecek bir mercie ihbar ve şikayette
bulunularak suçsuz olduğu bilinen bir kimseye suç isnat edilmesi
lazım iken yeni düzenlemede artık herhangi bir mercie ihbar veya
şikayette bulunulması şart koşulmamakta, basın ve yayın
yoluyla da bir kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını
ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için hukuka
aykırı bir fiil isnat edilmesi yeterli sayılmaktadır. Ceza
miktarının bir yıldan dört yıla kadar hapis olduğu dikkate alındığında
medya mensuplarının ve özellikle eser sahibi konumundaki
muhabirlerin, köşe yazarlarının çok dikkatli hareket etmeleri,
herhangi bir kişi ile ilgili haber yaptıkları ya da yazdıkları
zaman o kişiye gerçeğe aykırı herhangi bir isnatta bulunmamaları
gerekmektedir. Maddenin dokuzuncu fıkrasındaki düzenlemeye göre;
basın ve yayın yoluyla iftira suçundan dolayı verilen mahkumiyet
kararı, aynı veya eşdeğerdeki basın ve yayın organları vasıtasıyla
ilan olunacak, ilan masrafı hükümlüden tahsil edilecektir.
XVII- Gizliliğin ihlâli
MADDE 285- (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden
kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince
gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan
işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi
aranmaz.
(2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına
karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini
alenen ihlâl eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin
olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından
aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza
yarı oranında artırılır.
(4) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak
damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması
hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
GEREKÇE:
Hukukun genel kurallarından birisi, soruşturmanın gizliliğidir.
Soruşturma evresinin içeriği ve sınırları, bu evrenin ne
suretle cereyan edeceği, aktörleri ve yetkileri kanunla saptanmıştır.
Soruşturma evresi genel olarak ve esas itibarıyla kamuya karşı
gizli biçimde cereyan eder.
Soruşturma evresinin gizliliği, bir defa ceza adaletinin doğruluk,
dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir
zorunluluktur. Ancak, her şeyden önce suçsuzluk karinesinin sağlam
tutulabilmesi yönünden de vazgeçilemez niteliktedir. Aksi
takdirde, bizde ve yabancı ülkelerde örneklerine rastlandığı
üzere yargısız infazlar sonucu insanlar ıstıraplara sürüklenmekte
ve suçsuzluk karinesi böylece lafta kalmaktadır.
Usul kanunları, soruşturma evresinde tarafların ve özellikle şüphelinin
ve avukatının yetkilerini belirtmektedir. Avukat, belirli
istisnalarla soruşturma dosyasını incelemek olanağına sahiptir.
Ancak avukat adalete hizmet eden bir mesleğin mensubu olarak
dosyadan elde ettiği bilgileri kanunun verdiği olanaklar çerçevesinde
sadece müvekkilini savunması için kullanacak, bunları yayınlamak,
örneğin medyaya vermek gibi fiillere girişemeyecektir. Ancak,
elbette ki, soruşturması yapılan suçlar hakkında, halkın bilgi
sahibi olmak ihtiyacı da vardır. Medya bu suçlar hakkında
bilgilenerek halkın bilgi edinmek ihtiyacını karşılamak görevindedir.
Medya mensupları, bu konularda doğru haber elde edemediklerinde öteden
beriden devşirilen ve çok kere yanlış olan bilgileri halka yansıtmakta
ve insanların en temel hakkı olan suçsuzluk karinesi böylece ihlâl
edilmektedir; soruşturma da zarar görmekte ve delillerin yok
edilmesi hususunda, elbette ki istemeden şüphelilere yardım sağlanmış
olmaktadır.
Bu maddede, soruşturma evresinde yapılıp alenî olmayan gizli işlemlerin,
yani ceza usulüne ilişkin kanunların netice ve içeriklerinin
gizli olduğunu belirttiği işlem içeriklerinin yetkisiz kişilerce
öğrenilmesinin sağlanması, suç olarak tanımlanmıştır.
Ancak, bu nedenle cezaya hükmedilebilmesi için, bilgilendirmenin
alenen gerçekleştirilmesi gerekir.
Soruşturma aşamasında alınan bazı kararların, örneğin
telefon dinleme konusunda alınmış hakim kararının ve buna dayalı
olarak yapılan dinleme işleminin kanun gereğince gizli tutulması
gerekmektedir. Bu gizliliğin ihlâli, alınan kararın uygulanmasını
engelleyecektir. Bu nedenle, belirtilen kararların ve bunların
uygulanmasına ilişkin işlemlerin gizliliğinin açıklanması açısından
aleniyet koşulu aranmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, kanun gereği olarak kapalı yapılması
gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama
veya görüntülerin gizliliğinin ihlâli de, suç oluşturmaktadır.
Bu nedenle cezaya hükmedilebilmesi için, birinci fıkrada olduğu
gibi, gizlilik ihlâlinin alenen gerçekleşmesi gerekir.
Soruşturma evresi gibi kovuşturma evresinde, tanığın korunmasına
ilişkin olarak kimlik bilgilerinin gizli tutulması gerektiği
hususundaki karar alınabilir. Alınan bu kararlara ilişkin gizliliğin
ihlâlinin suç oluşturabilmesi için, aleniyet koşulu
aranmayacaktır.
Üçüncü fıkraya göre, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların
basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı
gerektirmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, soruşturma ve kovuşturma
evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde
görüntülerinin yayınlanması, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
Gizliliğin ihlali başlıklı 285 inci maddenin birinci ve ikinci fıkralarında
zikredilen gizlilik ihlalinin basın ve yayın yoluyla gerçekleştirilmesi
durumunda bir yıldan üç yıla kadar olan hapis cezası üçüncü
fıkraya göre gizliliği ihlal eden basın ve yayın mensupları
bakımından yarı oranında artırılacaktır. Kanımca bu maddenin
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 19 uncu, Tasarı'nın 277 ve 288
inci maddelerdeki düzenlemeler de dikkate alınarak tekrar
tartışılması gerekir.
Maddenin dördüncü fıkrası; soruşturma ve kovuşturma evresinde
kişilerin suçlu olarak damgalanmalarına neden olacak şekilde görüntülerinin
yayınlanmasını altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
tecziye etmektedir. Maddenin basın ve yayın mensupları bakımından
tehlike arzettiği hiç bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde açıktır.
5187 S.K. Madde 19 - Yargıyı etkileme Hazırlık soruşturmasının
başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının
açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı,
hakim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer
belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan
ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu
ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli
yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz.
Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu
dava ile ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan
kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.
Yargı görevi yapanı etkileme
MADDE 277- (1) Bir davanın taraflarından birinin veya bir kaçının
veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya
aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan
veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri
hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas
derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla
kadardır.
GEREKÇE:
Madde, bir davada taraflardan birinin veya bir kaçının ve sanıkların,
katılanların veya mağdurların leh veya aleyhine yargı görevi
yapanlara emir vermeyi veya baskı yapmayı veya nüfuz icra etmeyi
veya yargı görevleri yapanları ne suretle olursa olsun etkilemeye
teşebbüs etmeyi cezalandırmaktadır. Emir verildiği, baskı yapıldığı
veya nüfuz icra edildiği veya etki yapılmasına girişildiği
anda cürüm tamamlanmış olur.
Suç, herhangi bir yargı görevi yapana karşı işlenebilir.
Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde faile daha az
ceza verilmesi öngörülmüştür. Burada iltimastan maksat, hatıra
binaen ricada bulunmaktır.
XVIII- Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs
MADDE 288- (1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma
veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar, savcı,
hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla
alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde
verilecek ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde, kesin bir yargı kararı verilmeden önce tanıkların
beyanlarını veya bilirkişi mütalâalarını ve hüküm ve
kararları etkilemek amacıyla baskıcı ve kötü niyetli yayınlar
yapılmasını ve bunların açıklanmasını cezalandırmaktadır.
Adalet cihazının yansızlığını sadece iktidarlara karşı
koruyucu güvenceler yeterli değildir; kamu oyunda, "kapıları
tutanların" etkisinden de adaleti kurtarmak ve sükûnetle çalışılmasını
sağlamak gereklidir.
Kitle iletişim araçlarıyla yürütülen ve "yargısız
infaz" olarak tanımlanan uygulamalar dolayısıyla, bu hükme
Tasarı metninde yer verilmiştir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere bu maddedeki düzenleme ile
Tasarı'nın 277 ve 285 inci, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 19
uncu maddesindeki düzenlemelerin bir bütün halinde tekrar tartışılmasında
yarar bulunmaktadır.
XIX- Cumhurbaşkanına hakaret
MADDE 300- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan
dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Verilecek ceza, suçun alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri;
basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında
artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının
iznine bağlıdır.
Yürürlükteki TCK.nun 158 inci maddesinin muadili olan bu
maddenin son fıkrasında hala bu suçun takibinin siyasi bir kişilik
olan Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmasını anlamak mümkün
değildir. Devletin artık Savcılarına güvenmesi zamanı gelmiştir.
Yapılan tek değişiklik soruşturma izni verme yetkisinin Adalet
Bakanlığı'ndan alınıp Adalet Bakanı'na verilmesidir. Bilindiği
gibi tatbikatta soruşturma izinlerini Adalet Bakanlığı Müsteşarı
imzalamakta idi ki eski bir Yargıtay kararına dayanan yanlış bir
uygulamadır. Yargıtay içtihadından sonra mer'iyete giren
Bakanlıkla ilgili mevzuat izin verme yetkisini bizzat Bakan'ın
kendisine vermiş olmasına rağmen kanımıza göre yanlış olan
uygulama halen devam etmektedir.
XX- Devlete karşı savaşa tahrik
MADDE 305- (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması
veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet
yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı
devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve
yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında
artırılır.
(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine
karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan
veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul
edilir.
(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler
hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
GEREKÇE:
Maddenin koruduğu hukukî yarar, esas itibarıyla, Türkiye bakımından
dış barışın korunmasıdır. Bu itibarla, yabancı bir devletin
Türkiye'ye savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için
yabancı devlet yetkililerinin tahrik edilmesi veya bu maksada yönelik
olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapılması,
birinci fıkrada belirtilen suçu oluşturmaktadır. Fıkrada geçen
"hasmane hareket", barış ilişkileriyle bağdaşması
olanağı bulunmayan fiil ve hareketleri ifade etmektedir. Böylece
hasmane hareket, düşmanca tutumu ifade eder ve hatta savaş nedeni
olabilir.
Söz konusu suçun failinin vatandaş olabileceği gibi, yabancı da
olabilir. Bu suçun özellikle yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği
yapmak suretiyle işlenmesi açısından, yabancı devlet vatandaşı
olan, yabancı devlet yetkilileri, yabancı devlet adına görev
yapan örneğin bir bakan, milletvekili veya diplomat, fail
olabilecektir. Bu bakımdan örneğin Türkiye devletine karşı
hasmane hareketlerde bulunmak amacına yönelik olarak Türk vatandaşlarıyla
işbirliği yapan yabancı devlet yetkilileri, Türkiye'de bu suç
nedeniyle cezalandırılabilecektir.
Bu fıkrada yazılı suçun tamamlanması için, Türkiye açısından
savaşın gerçekleşmiş bulunmasına ihtiyaç yoktur.
Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi, bu suç açısından
daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâl olarak kabul
edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında hasmane hareket kavramı açısından
önemli bir hükme yer verilmiştir. Buna göre; Türkiye'nin güvenliğine
karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan
veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul
edilecektir. Böylece, belirtilen özellikleri taşıyan suç örgütlerinin
desteklemek için yabancı devlet yetkililerinin tahrik edilmesi
veya bu yönde yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapılması,
birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bu suçun işlenmesi dolayısıyla
tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı
kabul edilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi; Türkiye Cumhuriyeti
Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması
için yabancı devlet yetkililerinin basın ve yayın yoluyla tahrik
edilmesini gayet ağır cezaya muhatap kılmaktadır. İlk cümledeki
on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası fiil basın ve yayın
yoluyla işlendiğinde üçte bir oranında artırılacaktır. Hangi
hareketlerin hasmane harekete tahrik olarak nitelendirileceği
hususu takdire bağlı olduğu için gayet tehlikeli sonuçlar doğurabileceği
şüphesizdir.
XXI- Temel millî yararlara karşı hareket
MADDE 306- (1) Temel millî yararlara karşı fiillerde bulunmak
maksadıyla, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya
veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için yarar sağlayan
veya bu yönde vaat kabul eden vatandaşa, üç yıldan on yıla
kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası verilir. Yarar
sağlayan veya vaat eden kişi hakkında da aynı ceza uygulanır.
(2) Fiilin savaş sırasında işlenmiş ya da yararın basın ve
yayın yoluyla propaganda yapmak için verilmiş veya vaat edilmiş
olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Suç savaş hâli dışında işlendiği takdirde, bu nedenle
kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
(4) Temel millî yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü,
millî güvenlik, cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel
nitelikleri, diplomasi ve savunma araçları, Türkiye'de ve yabancı
ülkelerde yaşayan vatandaşların esenliği, milletin içinde
bulunduğu doğal çevre, ekonomik ve bilimsel olanaklarının temel
unsurları ve kültürel varlığı anlaşılır.
GEREKÇE:
Madde, genel olarak temel millî yararları korumakta ve bunlara karşı
fiillerde bulunmak üzere yarar elde edilmesini cezalandırmaktadır.
"Temel millî yarar" kavramının gerek içerik gerek
kapsamı itibarıyla çok geniş olabileceği bilinmektedir. Bu bakımından
maddenin son fıkrası kısıtlayıcı bir ölçüt olarak kaleme alınmıştır.
Bu nedenle, "kanunsuz suç olmaz" ilkesini kabul etmiş
bulunan Türk ceza hukuku sisteminde "temel millî yarar"a
karşı eylemde bulunma maksadının belirlenmesi bazen
duraksamalara neden olabilir. Ancak maddenin son fıkrası
duraksamaların giderilmesine olanak verecek niteliktedir.
Suçun maddî unsuru bir para veya yarar veya vaat kabul etmektir.
Ancak bu kabulün belirli temel millî yararlara karşı eylemlerde
bulunmak amacıyla gerçekleşmesi gereklidir. Para veya yarar kabul
etmek veya vaat kabul edilmesi suçun tamamlanması için
yeterlidir; ayrıca fiilen temel millî yararlara karşı eylemde
bulunmuş olmak, suçun oluşması için zorunlu değildir.
Madde, failde kastın ötesinde belli bir amacın varlığını
aramaktadır: Maddî unsur, temel millî yararlara karşı
eylemlerde bulunmak amacıyla gerçekleştirilecektir.
Yukarıda açıklandığı üzere madde, genel olarak, temel millî
yararlara karşı eylemleri cezalandırmaktadır. Bu itibarla
kanunda temel millî yararların ihlâli ayrıca özel hükümlerle
korunmuş bulunduğu hâllerde o hükümlerin uygulanması
gerekecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında suçun savaş sırasında işlenmiş
olması ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. Esasen savaş sırasında
"temel millî yarar"ın saptanmasında hiçbir zorluk da
bulunmaz; zira artık ölçü vardır: Savaş çabalarını ve
zaferin kazanılmasını engelleyici her fiil temel millî yararlara
karşı sayılmak gerekecektir.
Keza, bu fıkraya göre, basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak
üzere para veya yarar veya vaat kabul edilmiş ise ceza artırılacaktır:
Para, yarar veya vaat kabulü suretiyle bugün Türk askerinin Kıbrıs'tan
çekilmesi veya bu konuda Türkiye aleyhine bir çözüm yolunun
kabulü için veya sırf Türkiye'ye zarar vermek maksadıyla,
tarihsel gerçeklere aykırı olarak, Birinci Dünya Savaşı sonrasında
Ermenilerin soy kırımına uğradıklarının basın ve yayın
yoluyla propagandasının yapılması gibi.
Maddenin üçüncü fıkrası, "temel millî yarar" kavramının
belirlenmesindeki tereddütleri gidermek ve gereksiz kovuşturmalara
yer bırakmamak için, suçun kovuşturulmasını barış zamanında
Adalet Bakanının iznine bağlamıştır.
Maddenin son fıkrası, temel millî yararlardan nelerin anlaşılması
gerektiğini göstermektedir. Bu fıkra, Fransız Ceza Kanunundan
esinlenilerek kaleme alınmıştır. Fransız Kanunu, belirttiği
bazı suçların temel millî yararlara ilişkin bulunmasını suçun
unsuru saymış ve bu nedenle temel millî yararların neler olduğunu
tanımlamıştır. Böylece Fransız Kanunu temel millî yararlara yönelik
her hareketi suç saymamakta, bazı suçların cezalandırılması için
bu yararlara zarar olasılığını aramakla ve bu nedenle temel
millî yararların ne olduğunu tanımlamaktadır.
Bu madde ise, söz konusu kavramı, son fıkrasındaki tanımın çerçevesinde
sınırlandırmakta ve bu değerlere karşı harekette bulunmak için
yarar sağlanmasını suç saymaktadır. Söz gelimi doğal çevreye
zarar verici hareketlerde bulunmak veya ormanlarımızı yakmak amacıyla
yarar sağlayan kişi, bu maddeye göre cezalandırılacaktır.
Temel milli yarar kavramı açık olmadığı gibi dördüncü fıkrada
temel milli yarar deyiminin açıklanmasına çalışıldığı sırada
bahsedilen bağımsızlık, toprak bütünlüğü, milli güvenlik
ve Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen temel nitelikleri kavramları
dahi açıklanmaya muhtaçtır. Böyle herkesin farklı
yorumlayabileceği muğlak kavramlardan hareketle üç yıldan on yıla
kadar hapis cezası tayininin öngörülmesi mağduriyetlere neden
olabilir. Üstelik fiil basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak için
işlenmişse verilecek ceza yarı oranında artırılacağı için
basın ve yayın mensupları için daha fazla tehlike arzettiği
muhakkaktır.
XXII- Halkı askerlikten soğutma
MADDE 319- (1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak
etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda
yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında
artırılır.
GEREKÇE:
Madde, halkı askerlik hizmetinde soğutacak etkinlikte, teşvik
veya telkinde bulunmayı veya propaganda yapmayı cezalandırmaktadır.
Vatanın düşman güçlerine karşı korunması bakımından her Türk
vatandaşının askerlik hizmetini severek ve isteyerek yerine
getirmesi şarttır. Esasen askerlik hizmetine yönelik duygu,
vatandaşlığın zorunlu gereği olan vatana sadakat borcunun bir
parçasını oluşturur. Söz konusu duyguyu tahrip etmek veya zayıflatmak
maksadıyla vatandaşları askerlik hizmetlerinden soğutma yolunda
teşvik veya telkinlerde bulunmayı veya propagandayı suç hâline
getirmek suretiyle madde, millî savunmayı koruma amacını gütmektedir.
Telkin ve teşvikin veya propagandanın askerî hizmetten soğutacak
kuvvette olması koşulu ile söz, yazı, işaret, küçültücü
imgeler veya bunların benzerleri marifetiyle yapılması suç oluşturacaktır.
Teşvik veya telkin geniş sayıda kişilere yönelik olmayan fesatçı
fiil olduğu hâlde propaganda çok daha geniş ve önceden belirli
olmayan gruplara yönelik etkin telkin ve teşvikleri ifade
etmektedir. |