|
I-
İntihar
MADDE
84- (1)
Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının
intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına
herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan
on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç
yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu
fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, kişi dört yıldan
on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama
yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri
intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri
intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu
tutulurlar.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara
azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını
kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde
yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda
bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması
nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın
etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim
ortay çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya
koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını
sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz
konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken
muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya
intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış
niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını
intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını
kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde
yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir.
Başlı başına cezalandırılabilir bir fiil olarak
intihara yardım, esas itibarıyla icraî davranışla gerçekleştirilebilir.
Ancak, intiharı önleme konusunda hukukî yükümlülük altında
bulunan kişinin, bir intihar olgusuyla karşı karşıya olmasına
rağmen, bu intihar girişimini engellememesi, bu girişim karşısında
kayıtsız davranması; intihara ihmali davranışla yardım olarak
nitelendirilmek gerekir. Ancak, bunun için, kişinin intiharı önleme
konusunda hukukî bir yükümlülüğünün olması gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım
suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir.
İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin
intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda
intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre
cezanın artırılması gerekmektedir.
Üçüncü fıkrada, başkalarını intihara alenen teşvik
edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi
için, belli bir kişinin muhatap alınması gerekmemektedir.
Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar
itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir
olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi
durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrasında, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını
algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri
intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri
intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı
kabul edilmiştir. Aslında, bu durumda kasten öldürme suçu, mağdurun
kendisinin araç olarak kullanılması suretiyle, yani dolaylı
faillik şeklinde işlenmektedir.
Basın ve yayın yoluyla başkasını intihara alenen teşvik
eden kişi, dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir.
Üstelik bunun için ikinci fıkrada belirtildiği şekilde intiharın
gerçekleşmesi şartı da yoktur. Bu madde, 5187 sayılı Basın
Kanunu’nun 20 nci maddesi ile karıştırılabilir. Kanımızca
Tasarı’daki bu düzenleme belirli bir kişinin intihara teşvik
edilmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Basın Kanunu ise belirli bir
şahsa yönelik olmayan, daha genel mahiyette intihara özendirici
yayın yapılmasından bahsetmektedir.
5187 S.K. Madde 20 - Cinsel saldırı, cinayet ve intihar
olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve
okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve
resim yayımlayanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır
para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda
ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az
olamaz.
II-
Organ veya doku ticareti
MADDE
91-
(1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden
organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması hâlinde, iki yıldan
beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan
kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık
eden kişi hakkında birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.
(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, sekiz yıldan
onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya
dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku
teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi,
bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin
faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında
bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda
mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler
uygulanır.
GEREKÇE:
Madde metninde organ ve doku ticareti suçu tanımlanmıştır.
Birinci fıkraya göre, hukuken geçerli rızaya dayalı
olmaksızın, yaşayan kişiden organ veya doku alınması, suç oluşturmaktadır.
Fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hukuken geçerli rıza olması
gerekir. Açıklanan rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli
olacağı ilgili mevzuatta düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada ise, ölüden organ veya doku alınması,
ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu fiili suç olmaktan çıkaran
rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı, yine ilgili
mevzuatta düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkrada, organ ve doku ticareti, suç olarak tanımlanmıştır.
Söz konusu suçun oluşabilmesi açısından kişiden veya ölüden
organ veya dokunun, hukuka uygun bir şekilde alınmış olup
olmamasının önemi yoktur. Burada önemli olan, organ veya dokunun
para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi
tutulmasıdır. Bu bakımdan, söz konusu suç, çok failli bir suç
niteliği taşımaktadır.
Dördüncü fıkraya göre, bir ila üçüncü fıkralarda
tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi
hâlinde, daha ağır cezalara hükmedilecektir. Ancak, bu hüküm,
ayrıca suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüte
üye olmak suçundan dolayı cezalandırılmaya engel teşkil
etmemektedir.
Beşinci fıkrada, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş
olan organ veya dokunun saklanması, nakledilmesi veya aşılanması;
altıncı fıkrada ise, organ veya doku teminine yönelik olarak
ilan veya reklam verilmesi veya yayınlanması, ayrı suçlar olarak
tanımlanmıştır.
Yedinci fıkraya göre, bu maddede tanımlanan suçların
bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel
kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasında, birinci fıkrada tanımlanan
suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme
suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Aslında
bu durumda netice sebebiyle ağırlaşmış suç hâli söz
konusudur. Ancak, bu tür fiilleri gerçekleştiren kişinin meydana
gelen ölüm neticesi açısından en azından olası kastla hareket
edebileceği düşünülmüştür.
Maddenin altıncı fıkrası belli bir çıkar karşılığında
organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam verenlerle
yayınlayanları bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır.
Adalet Alt Komisyonu’nca kabul edilen metinde bulunmayan “belli
bir çıkar karşılığında” unsurunun Adalet Komisyonu tarafından
eklenmesi isabetli olmuştur. Böylece herhangi bir çıkar gözetmeksizin
organ ve doku teminine yönelik ilan verilmesi ve bu ilanın yayınlanması
hali suç olmaktan çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece herhangi
bir çıkar amaçları olmadan hayati tehlike içerisinde olan yakınlarına
organ ve doku temini için ilan verenlerin cezalandırılmalarının
önüne geçilmiş olmaktadır.
III-
Hakaret
MADDE
125-
(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda
bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına
saldıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para
cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin
cezalandırılabilmesi için, fiilin en az üç kişiyle ihtilat
ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü
bir iletiyle islenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen
cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve
kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından,
mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından
dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden
bahisle,
işlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az
olamaz.
(4) Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda
biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında
artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden
dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suç kurulu oluşturan üyelere
karşı işlenmiş sayılır.
GEREKÇE:
Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret
fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin
şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer
fertler nezdindeki saygınlığıdır.
Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen
hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil
veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden
bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde
isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad
olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması
bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek
olduğunun isbat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.
Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut
olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu
oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut
bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de
hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”,
“alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz
konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”,
“rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda
bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin
bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe
etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”,
“şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye
“psikopat”, “frengili” veya “aidsli” demekle, hakaret suçu
işlenmiş olur.
Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye
matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında
küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî
kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin,
bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci”
demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen
sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü
nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hakim olan telâkkileri,
örf ve adetleri göz önünde bulundurmak gerekir.
Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu
durumda huzurda hakaret söz konusudur.
Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye
hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı
bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz
konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için,
fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat
ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık
olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya
iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi
durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak,
izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi
için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek,
yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart
olarak aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap
alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde,
birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul
edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf,
telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret
olarak cezalandırılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine
karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli
olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî,
sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından,
değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin
mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi
hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm
altına alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi,
bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için
aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla
belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir
olmasıdır.
Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi
durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine
görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında hakaret ve sövme
suçunun basit hali, (3) numaralı fıkrasında ise hakaret suçunun
nitelikli hali düzenlenmiş olup (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesi
hakaretin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde faile
verilmesi gereken temel cezanın üçte bir oranında artırılması
gereğini vurgulamaktadır.
IV-
Kişinin hatırasına hakaret
MADDE
130-
(1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle
ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis
veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen
işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi
hâlinde, üçte biri oranında artırılır.
(2) Bir ölenin kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini
alan veya ceset ve kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan
kişi üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, bir bağımsız suç olarak ölünün hatırasına
hakaret suçu düzenlenmiştir. Genel olarak hakaret suçu ancak
hayatta bulunan kişilere karşı işlenebilir. Çünkü, onur ve şeref,
ancak yaşayan kişiler açısından söz konusudur. Ölen bir kişinin
ancak hatırasına hakaretten, saygısızlıktan söz edilebilir.
Ölen kimsenin hatırasına hakaretin cezalandırılabilmesi
için bunun en azından üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi
gerekir. Bu suçun alenen veya basın ve yayın yoluyla işlenmesi,
daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ölenin ceset veya kalıntıları
ya da mezarı üzerinde tasarrufta bulunmak suretiyle tahkir
edilmesi hâlinde, birinci fıkraya göre ceza verileceği hüküm
altına alınmıştır. Örneğin, cesedi parçalanarak, mezarı
tahrip edilerek veya çeşitli suretlerde kirletilerek, ölenin hatırasına
hakaret edilmiş olabilir. Bu durumlarda, söz konusu suçun temel
şeklinin oluşacağı muhakkaktır. Ancak, bu fiiller, aynı
zamanda alenen gerçekleşmektedir. Bu nedenle, söz konusu
durumlara suçun alenen işlenmiş olması dolayısıyla cezaya hükmedilmelidir.
Mezarın tahrip edilmesinin veya kirletilmesinin ayrı bir
suç oluşturması karşısında, bu durumlarda fikri içtima hükümlerinin
uygulanması gerektiği de ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır.
Ölen bir kimsenin hatırasına basın ve yayın yoluyla
hakarette bulunulduğunda; fiilin basit halinde üç aydan iki yıla
kadar olan hapis cezası veya adli para cezası üçte bir oranında
artırılacaktır. (Hapis) ve (Adli para cezası) kelimeleri arasında
(ve) değil de (veya) bağlacı bulunduğundan maddedeki cezanın seçimlik
ceza olduğu, mahkemenin duruma göre ikisinden birini tercih edeceği
aşikardır. 131 inci maddedeki düzenlemeye göre ölenin ikinci
dereceye kadar üstsoy ve altsoy akrabaları, eşi, kardeşleri şikayette
bulunabilir.
V-
Haberleşmenin gizliliğini ihlâl
MADDE
132-
(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl
eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası
ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin
kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka
aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer
tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan
iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın
ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin
ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin
içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki
haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından
önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla,
telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından
önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır.
Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak
suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır.
Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yanı konuşulanların
veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun
nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının
ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli
hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça
ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği
koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının
hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme
içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç
olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir
şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi
suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç,
haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani
yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra
metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır.
Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına
ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada
açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu
suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında
iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir
şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda
veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan
haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın
alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl
etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi
için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin
kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası
dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır.
Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında
alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için
bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde,
söz konusu suç oluşacaktır.
Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin
içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde,
ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli
oranda artırılması öngörülmüştür.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre; kişiler arasındaki
haberleşme içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması
durumunda 132 nci maddenin (1), (2) ve (3) üncü fıkralarındaki
temel cezalar yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın
ilk cümlesi ile üçüncü fıkradaki cezalar seçimlik ceza,
birinci fıkranın ikinci cümlesi ile ikinci fıkradaki cezalar ise
hapis cezasıdır.
VI-
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
MADDE
133-
(1) Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları,
taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle
dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki
aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Katıldığı bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası
olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aya kadar hapis
veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(3) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek
elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul
edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına
veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi,
altı aydan iki yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası
ile cezalandırılır. Bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla
yayınlanması hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların
dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.
Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın
aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı
yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi
arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel
gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan
konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda
kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.
Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın
bir dinleme aletiyle izlenmesi veya kayda alınması ile oluşur. Söz
konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi
birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın
taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni
olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından
diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda
tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen
veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden
yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya
bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç
olarak tanımlanmıştır. Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın
yoluyla yayınlanması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı
gerektirmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesine göre (1),
(2) ve (3) üncü fıkralarda özellikleri zikredilen konuşmaların
basın ve yayın yoluyla yayınlanması halinde ilk üç fıkraya göre
tayin edilecek temel cezalar üçte bir oranında artırılacaktır.
İkinci fıkradaki ceza seçimlik, ilk fıkradaki ceza hapis, üçüncü
fıkranın ilk cümlesindeki ceza ise hapisle birlikte adli para
cezasıdır.
VII-
Özel hayatın gizliliğini ihlâl
MADDE
134-
(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden
kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile
cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması
suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan
az olamaz.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya
sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde,
ceza yarı oranında artırılır.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında, metninde özel hayatın
gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece,
gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından
görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması
ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır.
İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan
herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına
verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın
ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin
görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı
bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler, örneğin
soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış
olabileceği gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi
suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç,
elde edilmiş olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla,
yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla
oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan
özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye
verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz
konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla
yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesine göre; birinci
fıkra ile ikinci fıkranın birinci cümlesinde zikredildiği şekilde
kişinin özel hayatın gizliliğinin ihlali sonucu elde edilen görüntülerin
basın ve yayın yoluyla ifşa edilmesi durumunda öngörülen temel
cezalar yarı oranında artırılacaktır. Birinci fıkranın ilk cümlesinde
ceza seçimlik olmasına karşın aynı fıkranın ikinci cümlesindeki
ceza miktarı bir yıldan aşağı olmamak üzere hapistir. Dolayısıyla
ikinci cümlede seçimlik ceza söz konusu değildir. Keza ikinci fıkranın
ilk cümlesindeki ceza da seçimlik olmayıp bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezasıdır.
VIII-
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit
MADDE
213-
(1) Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla,
hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı
bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun silâhla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza,
kullanılan silâhın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir.
GEREKÇE:
Bölüm başlığı “Kamu Barışına Karşı Suçlar”
olarak belirlenmiştir. Kamu barışı kavramından, bireyler arasındaki
ilişkilerde hukukun egemen olduğu toplum düzeni anlaşılmalıdır.
Bireylerin taşıdığı, barış esasına dayalı bir hukuk
toplumunda yaşadıklarına dair duygunun da, kamu barışı kavramı
içerisinde düşünülmesi gerekmektedir. Bu kavram, kamu güvenliği
kavramından daha geniş bir anlam içeriğine sahiptir.
Madde ile, ülkenin belli bir bölgesinde yaşayan halkın
hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı
bakımından tehdit edilmesi, suç hâline getirilmiştir. Suçun
oluşması için belirli kişi veya kişilerin değil fakat gayri
muayyen kişilerden oluşan kitlelerin tehdide muhatap olması aranır.
Tehdidin halkın hayatı, sağlığı, vücut veya cinsel
dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından bir korku, endişe
veya panik meydana getirmek amacıyla yapılmış olması
gereklidir. Endişe, korku ve panik kelimeleri halkta meydana
gelecek telaş hâlinin değişik derecelerde olabileceğini ifade
amacıyla kullanılmıştır. Suçun oluşması bakımından bu hâllerin
fiilen gerçekleşmiş olması aranmaz. Tehdidin objektif olarak böyle
bir hâle sebebiyet verebilecek nitelikte olması yeterlidir.
İkinci fıkrada, fiilin silâhla işlenmesi hâli, silâhın
niteliği de dikkate alınarak bir ağırlaştırıcı sebep olarak
öngörülmüştür.
Ortak hüküm mahiyetindeki 218 inci maddenin son fıkrasındaki
düzenlemeye göre basın ve yayın yoluyla halk arasında korku ve
panik yaratmak amacı ile tehdit suçu işlendiğinde 213 üncü
maddenin birinci fıkrasındaki ceza yarı oranında artırılacaktır.
İkinci fıkra tehdit suçunun silahla işlenmesi halini düzenlediğinden
konumuzla ilgisi bulunmamaktadır.
IX-
Suç işlemeye tahrik
MADDE
214-
(1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı
aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak,
birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi hâlinde, tahrik
eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
GEREKÇE:
Maddenin birinci fıkrasında, suç işlemeye alenen tahrik
fiili, iştirak ilişkisinden bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
Burada bir tehlike suçu söz konusu olduğundan, suç işlemeye
tahrik suçunun tamamlanabilmesi için tahrik konusu suçların işlenmesi
gerekmemektedir. Suç işlemek için tahrik, aslında tahrik konusu
suça bir hazırlık hareketi niteliğindedir. Ancak aleni olarak
gerçekleştirilen bu tür fiillerin, kamu barışı açısından
ifade ettiği tehlike nedeniyle, zararlı neticenin doğmasını
beklemeden ve iştirak kurallarından bağımsız olarak ceza yaptırımı
altına alınması gerekmiştir. Burada önemli olan, belirli
olmayan kimselerin suç işlemeye tahrik edilmesidir. Eğer muayyen
kişiler, belli bir suçu işlemek için teşvik veya azmettirilmiş
ise, meselenin iştirak kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi
gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, halk kesimlerinin silâhlı şekilde
birbirlerine karşı öldürmeye tahrik edilmesi iştirak hükümlerinden
bağımsız olarak cezalandırılmaktadır. Suç, halkın bir kısmını
diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye
tahrik edilmesiyle oluşur. Suçun tamamlanabilmesi için öldürmenin
ya da fiili saldırının başlaması gerekmez. Belirli kişilerin
öldürülmesinin istenmesi, tahrikin bu doğrultuda yapılmış
olması hâlinde; fıkra hükmü uygulanmaz. Bu hâlde de konunun iştirak
kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Üçüncü fıkra hükmüne göre, tahrik konusu suçların
işlenmesi hâlinde, tahrikçi bu suçların her birinden dolayı
azmettiren sıfatıyla sorumlu olacaktır.
218 inci maddedeki düzenleme, 214 üncü maddenin birinci
ve üçüncü fıkralarındaki suç işlemeye tahrik suçunun basın
ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda temel cezanın yarı
nispetinde artırılacağını hüküm altına almaktadır. 214 üncü
maddenin ikinci fıkrası halkın bir kısmının diğer kısma karşı
silahlandırılarak birbirini öldürmeye tahrik edilmesi ile ilgili
olduğundan konumuz dışındadır.
X-
Suçu ve suçluyu övme
MADDE
215-
(1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan
dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Madde metninde suçu veya suçluyu övme suçu tanımı yapılmıştır.
Buna göre suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu
veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi
gerekmektedir. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna
uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hâli de
cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişinin övülmesi hâlinde,
aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övülmektedir.
İşlenmiş olan suçlar ile suç işlemiş kişiler basın
ve yayın yoluyla övüldüğünde 218 inci maddeye göre temel ceza
yarı oranında artırılacaktır. Evvelce işlenmiş somut bir suçu,
suç işlediği bilinen belirli bir şahsı övme mahiyetinde
olmayan methüsenaların madde kapsamı dışında tutulduğu anlaşılmaktadır.
XI-
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
MADDE
216-
(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından
farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine
kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa
alenen tahrik eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep,
cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan
kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri
alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli
olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
GEREKÇE:
Birinci fıkrada tanımlanan “Halkı kin ve düşmanlığa
tahrik” suçu, hukuk devleti olma standardı yüksek olan birçok
ülkenin Ceza Kanunlarında yer almaktadır. Hiçbir devlet, vatandaşları
arasında, muayyen özelliklere sahip bir kesiminin diğer kesimi
aleyhine kin ve düşmanlığa, öç almayı gerektirecek şiddetli
nefrete yönlendirilmesine seyirci kalamaz.
Öte yandan çağdaş dünyada, gelişmenin temel dinamiği
olarak düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kabul
edilmektedir. Bu bağlamda; kişilerin düşündüklerini hür bir
ortamda söyleyebilmeleri, demokratik toplumun varlığı için
zaruri sayılan unsurlardandır. Söz konusu suç tanımı, bu düşünceler
dikkate alınarak yapılmıştır.
Suçu oluşturan “tahrik”, soyut saygısızlık ve
reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini
sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak
elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli,
halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz
çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta
bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakımından
yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde,
ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması
gerekir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum
kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut
duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır.
Kin, “öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık
hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl”; düşmanlık
ise, “husumet beslenen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak
zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu” olarak
da tanımlanabilir. Şu hâlde kin ve düşmanlık; “husumet
beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı
gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zemini
oluşturan psikolojik bir hâl” olarak açıklanabilir.
Fıkra metninde; fiilin kamu güvenliğini tehlikeye düşürecek
biçimde yapılması arandığı için, suç; soyut tehlike suçu
olmaktan çıkarılmış, somut tehlike suçu hâline getirilmiştir.
Bu suretle, çağdaş hukuktaki soyut tehlike suçlarını azaltma yönündeki
eğilim dikkate alınmış, temel hak ve hürriyetlerin kullanım
alanı genişletilmiştir. Bu düzenleme sayesinde “kin ve düşmanlık”
ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece “şiddet içeren
ya da şiddeti tavsiye eden tahrikler” madde kapsamında değerlendirilebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında halkın sosyal sınıf ırk din
mezhep cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin
alenen aşağılanması suç sayılmıştır. Suçun oluşması için
fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan
gayrimuayyen sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi
gerekir. Bu fıkrada, kamu barışını korumak amacıyla halk
kesimlerinin alenen aşağılanması, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında bir halk kesiminin
benimsediği dinî değerlerin alenen aşağılanması, suç hâline
getirilmiştir. Fiilin cezalandırılabilmesi için, “kamu barışını
bozmaya elverişli” olması gerekir.
Maddenin üç fıkrasında düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa
tahrik veya aşağılama filinin basın ve yayın yoluyla işlenmesi
durumunda birinci fıkradaki bir yıldan üç yıla kadar, ikinci ve
üçüncü fıkralardaki altı aydan bir yıla kadar hapis cezaları
218 inci madde uyarınca yarı oranında artırılacaktır.
XII-
Kanunlara uymamaya tahrik
MADDE
217-
(1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi,
tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı
aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
GEREKÇE:
Bu maddede halkın, kanunlara uymamaya tahrik edilmesi suç
hâline getirilmiştir. Tahrik fiilinin “kamu barışını bozmaya
elverişli” olması aranarak, bu suçun somut tehlike suçu olduğu
vurgulanmıştır.
Halkın, kamu barışını bozmaya elverişli olacak şekilde
kanunlara uymamaya tahrik edilmesi eyleminin basın ve yayın
yoluyla işlenmesi durumunda yine ortak hüküm mahiyetindeki 218
inci maddeye göre temel ceza yarı oranında artırılacaktır.
Sonraki sayfa için tıklayınız! |